Aziz'le Geziyorum| Bölgenin Güzelliğine Doğru Bir Yolculuk: Bolu

Abone Ol

Bolu’ya her gelişimde içimde aynı duygu uyanıyor:
Sanki burası sadece bir şehir değil, insanın kendine döndüğü bir durak…

Gölcük Tabiat Parkı’na doğru yol alırken, yol kenarındaki ağaçlar yavaş yavaş sisin içinde kaybolmaya başlıyor. Sis, doğayı gizleyen bir perde gibi… ama aynı zamanda onu daha da büyüleyici kılıyor. Gölcük’e vardığınızda, gölün üzerini kaplayan o beyaz örtü, zamanın durduğu hissini veriyor. Sessizlik o kadar derin ki, kendi nefesinizi bile farklı duyar oluyorsunuz.

Bu bölgeye dair anlatılan küçük ama etkileyici bir inanış da var.
Kökez suyu diye bilinen bir kaynak… Halk arasında şöyle denir: “Bu sudan içen, yedi yılda bir buraya geri gelir.”
Ben bu inanışın biraz dışına taşmış gibiyim. Çünkü ne zaman içtiysem o sudan, kendimi her yıl, hatta yılda birkaç kez yine bu yolların içinde buluyorum.

Bolu’nun doğası sadece görmekle kalınacak bir yer değil; yaşanacak, hissedilecek bir alan. Özellikle sisli bir günde Gölcük çevresinde yürümek, insanın zihnini arındırıyor. Ağaçların arasından süzülen nemli hava, toprağın kokusu ve sessizlik… Hepsi bir araya gelince, şehir hayatının yükü omuzlardan yavaşça düşüyor.

Bu yolculukta benim için vazgeçilmez bir durak daha var:
Karacasu Kaplıcaları.
Her gelişimde burada kısa bir mola verip termal suların içine bırakıyorum kendimi. Bu suların geçmişine baktığınızda, Roma İmparatorluğu’na kadar uzanan bir tarih karşınıza çıkıyor. Yüzyıllardır insanların şifa bulduğu bu sular, sadece bedeni değil, ruhu da dinlendiriyor.
Bolu’da doğa, tarih ve insan arasında kurulan o sade ama güçlü bağ hâlâ hissediliyor.
Ve belki de bu yüzden…
Kim bu topraklara bir kez dokunursa, bir daha tamamen kopamıyor.