Aziz'le Geziyorum: Konya

Abone Ol

“Gel, ne olursan ol yine gel…”
Hz. Mevlânâ’nın bu çağrısı yüzyıllardır insanlığı Konya’ya davet ediyor. Konya yalnızca bir şehir değil; ilmin, irfanın ve sabrın yurdu. Selçuklu’ya başkentlik yapmış bu kadim şehirde her sokak, her taş bir hikâye fısıldar.
Her yıl yolum bir şekilde Konya’ya düşer. Yol Konya’ya düştü mü, ilk durağım mutlaka Hz. Mevlânâ olur. Türbenin avlusuna adım attığım an zaman yavaşlar; kalabalık susar, insan kendi sesini duymaya başlar. Dua ederim, dinlerim, içimdeki yolculuğa çıkarım.
Konya’ya gelip sema izlemek ise bambaşka bir hâl… Neyin sesiyle başlayan o çağrı, insanı kendi içine doğru çeker. Dönen semazenler; insanın nefsinden arınmasını, hakikate yönelişini anlatır. Kendi ekseninde dönen bedenler, kâinatla aynı ritmi tutar. Sema, seyirlik değil; hissedilmesi gereken bir yolculuktur.
Bu gelişimde Perşembe günü, Hz. Mevlânâ Gül Bahçesi olarak anılan bölümde sema ayinine katılma imkânım oldu. Dualarla izlediğim sema, iç huzurumu tazeleyen derin bir manevi yolculuk sundu bana.
Konya maneviyat kadar sofrada da cömerttir. Dualardan sonra etli ekmek ya da tirit iyi gider. Sabah saatlerinde gelmişsen arabaşı çorbası içmeden Konya’dan ayrılmak olmaz. Bu şehir, insanın hem ruhunu hem bedenini doyurur.
Konya’da yürürken Alaaddin Tepesi’nden geçmişin izlerini görmek, Selçuklu mirasını hissetmek, medreselerin sessizliğinde ilmin kokusunu duymak mümkündür. Burada yol sadece adımlarla değil, gönülle alınır.
Bu anları Aziz’le Geziyorum çekimleriyle kayda aldım.
Konya, yine içime dokundu.
Yol devam ediyor, yol bizi çağırıyor…