Bir Şehrin Önünü Kapatan Sessiz Engel: İmar Sorunu

Abone Ol

Bir şehir, yalnızca yolları, binaları ve meydanlarıyla değil; taşıdığı ruh, hafızası ve kimliğiyle gerçek anlamda “şehir” olur. İnsanların kendini ait hissettiği, çocuklarını güvenle büyüttüğü, geleceğe umutla baktığı yerlerdir şehirler. Bu aidiyetin ve düzenin temelinde ise sağlıklı bir imar anlayışı vardır. Çünkü plansız büyüyen kentler zamanla kimliğini, düzenini ve yaşanabilirliğini kaybeder.

Bugün Van’ın en temel meselelerinden biri de tam olarak budur: Yıllardır çözülemeyen imar sorunu… Yaklaşık 15 yıldır tamamlanamayan çevre yolu, yıllardır süren plansızlık ve yaklaşık 5 yıldır vatandaşın arsalarını satamaması şehirde ciddi bir belirsizlik oluşturmuştur. İmardan kaynaklı sorunlarda vatandaş; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri arasında çözüm ararken çoğu zaman muhatap bulamamakta, süreçler sonuçsuz kalmaktadır.

Vatandaşın tapulu arsalarından yüksek oranlarda kesintiler yapılmış, bu alanların çok az bir bölümü kamu hizmetine ayrılmış, geri kalan önemli kısmı ise maliye hazinesine devredilmiştir.
Ancak buna rağmen insanlar kendi tapulu arsalarında parselasyon yapamamakta, yapı ruhsatı alamamakta ve geleceğini planlayamamaktadır. İnsanların yıllarca emek vererek sahip olduğu mülkler üzerinde büyük bir belirsizlik hâkimdir.
Bugün herkes aynı soruyu soruyor:
İmarı olmayan bir şehir nasıl büyüyecek?
Yolu açılamayan, elektriği götürülemeyen, içme suyu ve doğalgaz altyapısı kurulamayan bölgelerde modern şehirleşmeden söz etmek mümkün müdür? Bir mahallede imar yoksa yalnızca bina yapılamaz hale gelmez; okul yapılamaz, park yapılamaz, sosyal yaşam gelişemez. O bölgede hayat adeta askıya alınır.
Çünkü imar yalnızca teknik bir mesele değildir.
İmar; güven demektir.
Yatırım demektir.
Düzen demektir.
Bir şehrin geleceğe hazırlanması demektir.

İmarın durduğu yerde ekonomi yavaşlar, yatırımcı geri çekilir, gençler başka şehirlerde gelecek aramaya başlar. İnsanlar doğup büyüdüğü mahallede bile kendini güvende hissedemez hale gelir. Aidiyet duygusu zayıflar, şehir kimliği aşınır.

Oysa Van; tarihiyle, kültürüyle, doğal güzellikleriyle ve genç nüfusuyla Doğu Anadolu’nun en önemli şehirlerinden biridir. Böylesine büyük potansiyele sahip bir kentin yıllardır plansızlık, belirsizlik ve geçici çözümlerle vakit kaybetmesi kabul edilebilir değildir.

Bugün Türkiye’nin gelişmiş şehirlerine baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz: Konya, Kayseri, Eskişehir ve Sivas gibi şehirleri yaşanabilir hale getiren en önemli unsur; güçlü şehir planlaması, kararlı imar politikaları ve uzun vadeli vizyondur. Geniş caddeler, düzenli yapılaşma, estetik kent dokusu, sosyal alanlar ve modern altyapı tesadüf değildir. Bunların temelinde adil ve uygulanabilir bir şehircilik anlayışı vardır.
Van’ın da artık günü kurtaran geçici uygulamalardan çıkıp; uzun vadeli, şeffaf, hakkaniyetli ve insan odaklı bir şehir vizyonuna yönelmesi gerekiyor. Vatandaşın mülkiyet hakkını koruyan, insanları mağdur etmeyen, altyapıyı önceleyen ve şehrin doğal dokusunu gözeten bir imar anlayışı artık zorunludur.

Yerel yönetimlerin, ilgili kurumların ve karar vericilerin vatandaşla daha açık iletişim kurması, sorunları ertelemek yerine çözüm odaklı yaklaşması gerekir. Çünkü şehirler yalnızca betonla değil; adaletle, planlamayla ve ortak akılla büyür.

Unutulmamalıdır ki bir şehirde imar sorunu varsa yalnızca yapılaşma durmaz; o şehrin ekonomisi, sosyal hayatı, kültürel gelişimi ve geleceği de yavaşlar. Şehir büyüyemezse umut küçülür.

Van, kaderine terk edilecek bir şehir değildir. Van; modern, düzenli, estetik ve yaşanabilir bir geleceği hak eden kadim bir şehirdir. Çünkü bu şehir yalnızca bugün yaşayanların değil, gelecek nesillerin de emanetidir.
Ve unutulmamalıdır:
Bir şehir doğru planlanırsa büyür,
adaletli yönetilirse gelişir,
insana değer verilirse gerçek anlamda yaşanabilir hale gelir.