Çözüm Silah Değil Diyalog

Abone Ol

Türkiye’de başlatılan barış sürecinde umut
lar yükselmişken, Suriye’deki gelişmel
er savaşa doğru gidiyor. Son 200 yıldır devam eden Kürt sorununda barış yolu açılmışken, Suriye ile SDG arasında başlayan savaş yine zihinleri karıştırdı.
Önceki çözüm süreci Kobanî
olayları nedeniyle sona ermişti.
Bu çözüm süreci de özelde Halep genelde Rojava olayları nedeniyle bozulmasın.

Sykes-Picot Antlaşması 16 Mayıs 1916’da imzalandı. Britanya İmparatorluğu ve Fransa arasında yapılan, daha sonra Rusya'nın da katıldığı Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu'daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşmaydı. Daha sonra Sovyet hükümeti tarafından dünyaya duyuruldu.

Bu antlaşma ile Kürtler dört ülkeye dağıtıldı. Sınırlar çizildi ancak Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtler arasında akrabalıklar var. Türkiye’de yaşayan Kürtler için Hakkari’nin ötesi Irak, Van’ın ötesi İran, Şanlıurfa’nın ötesi Suriye oldu. Akrabalar başka ülkelerde kaldı ama akrabalık bitmedi.
Her bayramda akrabalar birbirine gider gelir ve bağ devam eder.

Şimdi hal böyleyken bu dört ülkede yaşanan her şeyin diğer ülkelerde yaşayan Kürtleri de direkt olarak etkiliyor. Bu nedenledir ki bölgedeki bir çok ilde Rojava’ya destek yürüyüşleri yapılıyor.

Şimdi Rojava’da yaşananlara gelelim. 10 Mart mutabakatında sona gelindi tam anlaşmaya varıldı derken, Halep’te silahlar patladı, Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde savaş başladı. Daha da kötüsü savaş bu kez Rakka ve Deyr Zor şehirlerine sıçradı.

Haseke’nin, Qamişlo’nun adının geçtiği savaş, Fırat’ın batısından Fırat’ın doğusuna yöneliyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasındaki görüşmeden bir sonuç çıkmadığı söyleniyor. Bu da savaşın Arap bölgesinden Kürt bölgesine kayacağı anlamına geliyor.

Türkiye tarafı, “Kürt kardeşlerimiz ayrı, SDG ayrı. Entegrasyon.” diyor.
Suriye tarafı, “Kürtlere vatandaşlık verdik, bazı hakları anayasal güvence alıyoruz. Tam entegrasyon.” diyor.
Rojava tarafı, “Tüm kazanımlarımız elimizden alınıp bizden tam bir teslimiyet isteniyor.” diyor.

Bu üç durumu analiz ettiğimizde, Türkiye özerklik veya federasyon gibi bir yapılaşmayı kabul etmiyor ve Suriye’ye tam entegrasyonu istiyor. Suriye de aynı fikri savunuyor. Rojava ise tam teslimiyeti kabul etmiyor.

Bu nedenle şu anda söz değil silah öne çıkıyor.
Savaşın başlamasıyla birlikte Dört ülkedeki Kürtlerin de öfkesini artıran görüntüler ortaya çıktı. İŞİD ve benzeri selefi örgütler yeniden sahaya çıktı. Teyide muhtaç ancak SDG bazı savaşçılarının kafasının kesildiğini açıkladı. Yakalanan kadın savaşçılar ve sivil Kürtlerin zulme uğradığını gösteren videolar sosyal medyada dolaşıyor.

Üçüncü kattan atılan kadın savaşçı ile başlayan öfke, diğer görüntülerle daha da büyüyor.
Kürtlere bir öfke pompalanıyor.
İşin bir de ABD ve İsrail boyutu var. İki ülke de gelişmeleri izliyor. Golan tepelerini işgal eden Dürzileri destekleyen İsrail zaten alacağını aldı. ABD için önemli petrol kaynaklarıdır. ABD, SDG yerine Şara’yı tercih etti.

Yani görünen o ki. İŞİD ve benzeri örgütlerin ve paralı askerlerin kendine yer bulduğu karmakarışık haldeki Suriye ordusu, savaşı Rojava’daki Kürt bölgesine kadar yayacak.
Peki ne olacak?
Türkiye ve Suriye toprak bütünlüğü kartını öne sürecek.
Rojava, kazanımlarını öne sürecek.
Binlerce kişi ölecek.
En kötüsü de Türkiye’deki barış süreci bozulacak.
Sonra yine kan
Yine gözyaşı
Yine acı
Türkiye en az bir 10 yıl daha kaybedecek. Suriye belki yılları bulan bir iç savaşa sürüklenecek.
Orta Doğu yıllar yılı bulunduğu savaş bataklığından yine kurtulamayacak. Medeniyetin yakalanmadığı, sorunlarını konuşarak değil savaşarak çözen bir Orta Doğu profili dünyanın hafızasına kazınacak.

Başta ABD ve Avrupa olmak üzere, ülkeler bu dünyanın güzelliği ile hayat bulacakken. Orta Doğu ve biz birbirimizi öldürmeye devam edeceğiz.
Çözüm silah değil diyalog.

Barış Hükümlerin Efendisi Olsun…