Emperyalizm Rejimlere Değil, Kaynaklara Bakar

Abone Ol

Şunu iyi bilin ki emperyalizmin derdi; bir ülkenin hangi isimle yönetildiği, sandıkla mı yoksa başka bir sistemle mi idare edildiği değildir.
Onlar için önemli olan; o ülkenin başında kimin oturduğu değil, o ülkenin kimin çıkarlarına hizmet ettiğidir.

Onların asıl meselesi şudur:
İstedikleri zaman o ülkenin hava sahasını kullanabiliyorlar mı?

O ülkenin topraklarına askerî üsler ve radar sistemleri kurabiliyorlar mı?
Ülkenin enerji kaynakları, petrolü, doğalgazı ve enerji yolları kendi çıkarlarına hizmet ediyor mu?
O ülkenin zenginliği ve gelirleri kendi finans sistemlerine akıyor mu?
Ülkenin bankacılık sistemi dolar ve faiz merkezli küresel yapıya bağımlı mı?
Ülkenin limanları, boğazları ve stratejik geçitleri onların kontrolünde mi?
O ülkenin savunma politikası, silah sistemleri, güvenliği ve istihbaratı kendilerine bağımlı mı?
O ülke bölgede bağımsız bir güç mü, yoksa onların yönlendirdiği bir taşeron aktör mü?
Ülkedeki medya onların istediği algıyı oluşturabilecek şekilde yönlendirilebilir mi?
Ülkenin siyasal karar mekanizmaları dış müdahaleye açık mı?
Ve en önemlisi; o ülke Siyonist İsrail’in güvenliği açısından bir tehdit oluşturuyor mu?
Eğer bu soruların çoğuna “evet” diyebiliyorlarsa; onlar için o ülkenin adının ne olduğu, hangi rejimle yönetildiği, yöneticinin hangi ideolojiyi savunduğu hiç önemli değildir.

O ülke ister şeriat devleti olsun,
ister İslam cumhuriyeti,
ister demokrasi,
ister diktatörlük…
Halkı ister Şii olsun ister Sünni…
Eğer o ülke onların çıkarlarına hizmet ediyorsa, emperyalizm için bunların hiçbirinin önemi yoktur.
Çünkü onlar için önemli olan isimler değil, kontroldür.


Bayraklar değil, çıkarlardır.
Halkların iradesi değil, küresel güç dengeleridir.
Ama eğer bir ülke;
Kendi kararını kendisi veriyorsa,
Kaynaklarını kendi halkı için kullanıyorsa,
Boyun eğmiyorsa,
Diz çökmüyorsa,
Başkasının çıkarı için değil kendi onuru için ayakta duruyorsa…

İşte o zaman emperyalizm için o ülke tehlike olur.
İşte o zaman o ülke hedef olur.
İşte o zaman o ülke hakkında ambargolar, algı operasyonları, darbeler ve savaş senaryoları konuşulmaya başlanır.
Bugün bize sürekli mezhep, kimlik ve ideoloji tartışmaları dayatılıyor.

Bizi Sünni–Şii, Türk–Arap, sağ–sol diye bölmeye çalışıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki bölünmüş bir ümmet kolay yönetilir.
Birbirine düşmüş toplumlar kolay yönlendirilir.
Birbirine yabancılaştırılmış kardeşler kolay parçalanır.

Oysa bizim tarihimiz bize başka bir şey öğretir.
Biz aynı kıbleye dönen bir ümmetiz.
Biz aynı kitabın etrafında toplanmış bir milletiz.
Biz aynı Peygamber’in ümmetiyiz.
Ama ne yazık ki bugün bizi güçlü kılacak olan değerler yerine, bizi zayıflatacak tartışmaların içine sürükleniyoruz.
Unutmayın…

Gerçek mesele mezhep değildir.
Gerçek mesele demokrasi ya da şeriat tartışması değildir.
Gerçek mesele bağımsızlıktır.
Mesele;
bir ülkenin iradesinin kime ait olduğudur.
Bir milletin kendi kaderini kendisinin belirleyip belirleyemediğidir.
Bu yüzden gençler…
Önce şunu hatırlayın:
Biz farklı mezheplerin değil, aynı ümmetin çocuklarıyız.

Biz farklı kimliklerin değil, aynı insanlık vicdanının temsilcileriyiz.
Bizi güçlü kılacak olan şey;
öfke değil bilinçtir,
kavga değil birliktir,
ayrılık değil kardeşliktir,
nefret değil adalettir.
Çünkü tarih bize defalarca şunu göstermiştir:
Bir millet uyanırsa,
Bir ümmet kendi gücünü fark ederse,
Bir halk onuruna sahip çıkarsa…
Hiçbir emperyal güç, hiçbir baskı, hiçbir plan
o milleti diz çöktüremez.

Ve unutmayın gençler…
Bir ümmet uyandığında tarih yeniden yazılır.
Bugün yanı başımızda savaş bütün şiddeti ve korkunçluğuyla devam ediyor.

Bizler olup biteni anlamaya çalışırken çoğu zaman tek taraflı bir bilgi akışıyla karşılaşıyoruz.
ABD konuşuyor, Donald Trump konuşuyor, İsrail anlatıyor…
Ama kimse ABD’yi ve İsrail’i anlatamıyor.
ABD merkezli medya dünyaya kendi zafer hikâyelerini servis ederken, savaşın diğer tarafı olan İran’ın yaptıklarına dair doğru ve dengeli bilgiye ulaşmak neredeyse imkânsız hale geliyor.

Nitekim ABD Federal İletişim Komisyonu’nun (Federal Communications Commission) başkanı bile medya kuruluşlarını açıkça uyardı:
“ABD’yi zaaf içinde gösterecek yayınlar yaparsanız lisanslarınızı iptal ederiz.”

İsrail’de ise savaş dönemlerinde uygulanan askeri sansür zaten bilinen bir gerçektir.

Bu yüzden bugün sadece savaşlar değil, hakikat de kuşatma altındadır.

Çünkü modern dünyada artık savaşlar sadece cephede değil;

medyada, algıda ve zihinlerde de verilmektedir.