ürkiye siyaseti son dönemde tam bir “Survivor All Star” havasında geçiyor. Herkes ada konseyinde, kim kime oy verdi, kim kime kırgın diye merak ediyoruz. Ama ada fark etmez; ister Ankara ister İstanbul olsun, kavga daima aynı: “Benim dediğim doğru!”
Türkiye siyaseti artık bir tiyatro değil, düpedüz cambazhane! Kimi akrobasi yapıyor, kimi ip üstünde yürüyor, kimi de sahnede “aslan terbiyecisi” gibi kükreyip sonra kuliste süt dökmüş kediye dönüyor. Halk mı? Halk seyirci koltuğunda, her yeni gösteriye bilet almak zorunda kalıyor. Bu kadar U dönüşünü bir Formula 1 pilotu yapsa, şampiyon olurdu. Ama bizde siyasetçiler yapıyor, alkışı da yine kendileri çalıyor. Sonra bir bakıyoruz, dün birbirine demediğini bırakmayanlar bugün aynı kürsüde yan yana, kol kola. Ters köşe senaryo öyle hızlı yazılıyor ki, Netflix bile kıskanır. Hatta ekranın köşesine “spoiler” uyarısı konsa yeridir.
Ama işin bir de tatlı tarafı var: Bizde siyasetçiler öyle renkli ki, fıkra anlatmaya gerek kalmıyor. Sadece televizyonu açmak yetiyor. Bir gün “ekonomi uçuyor” deniyor, ertesi gün aynı ekonomi “kanatları yorulmuş” çıkıyor. Bir bakanın açıklaması öbürünü tekzip ediyor, ortaya ise tam bir mizah dergisi karışımı çıkıyor. Hani “kahkaha garantili” diye bir film türü vardır ya, işte biz onu yaşıyoruz.
Sonuçta milletin hali de malum: Kimi sinirden gülüyor, kimi gülmekten sinirleniyor. Ama ne yapalım, memleket siyasetinde mantık aramak, lunaparkta tren rayı aramak gibi bir şey; döner, döner, döner, sonunda başladığın yere geri getirir. Ekonomi desen, hâlâ “gizli saklı hazine avı” gibi. Her sabah uyandığımızda doları arıyoruz: dün nerede bıraktık, acaba gece birileri üstüne yatmış mı?
Partiler arası ittifaklara gelince… Onlar artık tam bir pembe dizi tadında. Bir gün ayrılıklar, ertesi gün barışmalar… Yarın öbür gün “eski düşman yeni dost” dizisinin fragmanı çıkarsa şaşırmayın. Halk mı? Halk klasik Türk filmi yan karakteri gibi: elinde bir simit, arkadan bakıyor, “Yahu bunlar ne yapıyor böyle?” diye soruyor. Kısacası siyasette mizahı aramıyoruz; mizah zaten kendi geliyor. Biz de şimdilik çayımızı yudumluyor, olanı biteni izliyoruz. “Devam edecek…” yazısı da her bölümün sonunda hazır.
Kısacası, siyasette kim ne derse desin, biz halk olarak her gün aynı repliği mırıldanıyoruz: “Perde kapandı mı, yoksa hâlâ ara mı verildi?”
Van’da ise durum biraz daha farklı, yerel gündem kayyum, genel gündem ise billboardlar, siyaset artık bir hizmet zemini değil, koca bir tiyatro sahnesine dönmüş durumda. Bu sahnede rol alan birileri, her seçim öncesi halka methiyeler düzer, “yeni bir dönem” vaadiyle umutları köpürtür, fakat seçim sandığı kapanınca ışıklar söner, dekor yıkılır ve geriye sadece enkaz kalır. Param yok, param yok…Van halkı ise o enkazın ortasında suskun, sabırlı ve kırgın durur. Bu şehirde yerel siyaset kayyım ve param yok diyenlerin, halka hizmet için değil, koltuğa hizmet için yapılır hâle gelmiştir. Halkın yol çilesi, işsizlik derdi, yoksulluk kuyusu kimsenin umurunda değildir. Ne var ki kürsülerde yüksek perdeden sözler uçuşur: “Van dünya kenti olacak!” Oysa Van, bırakın dünya kenti olmayı, kendi çocuklarına iş, kendi gençlerine gelecek veremeyen bir kenttir. Yetmemiş gibi kendi emekçilerini sorgusuz sualsiz işlerinden işsizliğe mahkûm edenlerdir. Van’ın kaldırımları yamalı bohça, yolları çukurlardan geçilmez, şehir kimliksizliğe terk edilmiş… Ama birileri hâlâ büyük vizyonlardan bahseder. İnsanın aklına şu gelir: Hangi vizyon? Hangi gelecek? Halkın açlığı, işsizliği, göçü konuşulmazken hangi gelecekten söz ediyorsunuz?
Birileri için Van, bir merdiven basamağıdır; halkın sırtına basarak Ankara’ya yürümek için kullanılan bir basamak. Seçim zamanı çarşı pazarda dolaşıp tebessüm edenler, seçimden sonra Van’ın soğuğunu da sıcağını da unuturlar. Halk, bir kez daha yalnız bırakılır. Ama işin en ağır yanı şu: Van halkı bütün bu sahneleri defalarca seyretmiş, yine de her defasında aynı oyunun biletini almak zorunda kalmıştır. Çünkü kişiler değişir, roller değişir, ama senaryo hep aynıdır. Ve o senaryoda halka hep figüran rolü düşer.
Evet, Van siyaseti bir kırık aynaya benzer. Yerel hizmet siyaseti ile genel siyaset her daim karıştırılır. Ama o aynaya bakan halk, kendi umudunun parçalandığını görür. O aynaya bakan birileri ise sadece kendi gölgesine âşık olur. İşte bu yüzden Van’da birileri için bir yüzleşme değil, bir kaçıştır: Bazen de yeri geldiğinde çekilmektir. Yeri geldiğinde dizilerin bölümlerini kaçırmamaktır. Her dizi diğerinin devamı gibi, aynı yüzlerin mağlubiyetlerini istikrasız bol gollü mağlubiyetlere hazırlaması gibi, kolay gele…