Savaşın Gölgesinde Bir Sınır Şehri: Van

Abone Ol

Ülkemizin doğusunda, kadim medeniyet
lerin izlerini taşıyan, nice hikâyeye
tanıklık etmiş bir şehir: Van…
İran’a yalnızca yak
laşık 60 kilometrelik me
safesiyle bu şehir, sadece bir sınır hattı değil; kültürlerin, duyguların ve insanlığın birbirine dokunduğu bir geçittir. Burada yaşamak, yalnızca bir coğrafyada bulunmak değil; tarihin yükünü, komşuluğun sıcaklığını ve bölgenin kaderini birlikte hissetmektir.

Bugün ise o kaderin üzerinde ağır bir gölge dolaşıyor. Emperyalist Amerika Birleşik Devletleri, Siyonist İsrail ve İran arasında giderek artan gerilim, sadece ekranlardan izlenen bir gelişme değil artık… Bu sınırın hemen yanı başında yaşayan bizlerin yüreğinde büyüyen bir tedirginlik, uykularımıza karışan bir huzursuzluk haline geliyor. Çünkü biz çok iyi biliyoruz: Savaş, başladığı yerde kalmaz. Ateş yükseldi mi, rüzgâr onun yönünü sormaz… En çok da masumların hayatına dokunur, en derin yarayı onların kalbine açar.

Bugün sınırımızın hemen ötesinde yaşanan gelişmeler, hepimizin yüreğini derinden yaralamaktadır. Savaşın gölgesinde; Emperyalist Amerika ve siyonist İsrail yaşam alanları, tarihi miraslar, ekonomik merkezler, yollar ve köprüler zarar bombalamakta; en ağır bedeli ise yine masum siviller ödemektedir. Günlerdir süren bu çatışmalar karşısında, elimizden gelen her türlü insani sorumluluğu hatırlamak zorundayız. Eğer doğrudan müdahil olamıyorsak, en azından insani yardım koridorlarının açılması için güçlü bir irade ortaya koymalı; gıda, ilaç ve temel ihtiyaçların bölgeye ulaştırılması için seferber olmalıyız.

Her şeyden önce bizler; aynı coğrafyanın, aynı tarihin ve ortak değerlerin insanlarıyız. İnancımız, kültürümüz ve vicdanımız bize; zor zamanlarda birbirimizin yanında olmayı, mazlumun elinden tutmayı emreder.

Bugün yapılacak her insani yardım, sadece bir ihtiyaç giderme değil; aynı zamanda kardeşliğin, merhametin ve insanlığın yeniden hatırlatılması olacaktır.

Oysa bu topraklar, yüzyıllardır barışın, dostluğun ve komşuluğun hikâyelerini fısıldar. Van ile İran arasındaki bağlar, haritalarda çizilen sınırların çok ötesindedir.

Aynı sofraların paylaşılmış ekmeğinde, aynı ezgilerin yankısında, aynı hatıraların sıcaklığında saklıdır bu bağ. Şimdi ise bir çatışma ihtimali, bu kadim dostluğu tehdit eden bir gölge gibi üzerimize düşüyor. Ekonomiden sosyal yaşama, güvenlikten insan ruhuna kadar uzanan derin yaralar açma riski taşıyor.

Bizler burada yaşayan insanlar olarak, en çok barışı savunuyoruz. Çünkü savaşın ne demek olduğunu en iyi sınırda yaşayanlar bilir. Bir annenin yüreğine düşen korkuyu, bir çocuğun gözlerindeki endişeyi, bir şehrin sessizliğe gömülen sokaklarını hiçbir zafer telafi edemez. Savaşın kazananı yoktur…

Kaybedeni her zaman insanlıktır.
Bu yüzden çağrımız içten, samimi ve güçlüdür:
Sağduyu kazansın.
Silahlar sussun, sözler konuşsun.
Öfke değil, akıl yol göstersin.
Diplomasinin kapıları sonuna kadar açık kalsın.
Çünkü barış; sadece devletlerin değil, insanların da nefesidir. Ve o nefes kesildiğinde, geriye yalnızca sessizlik kalır.

Sınır illerinde yaşayan her bir insanın huzuru, güvenliği ve yarına dair umudu her şeyden kıymetlidir.
Devletimizin aldığı tedbirlere olan inancımız tamdır; ancak bizim en büyük duamız, bu tedbirlere hiç ihtiyaç duyulmayan bir dünyanın mümkün olmasıdır.
Bizler korkuyla değil umutla yaşamak istiyoruz.

Çatışmanın değil kardeşliğin büyüdüğü bir gelecek istiyoruz.
Sınırların ayırmadığı, aksine insanları birbirine daha da yaklaştırdığı bir dünya hayal ediyoruz.
Çünkü biliyoruz ki;
Bir şehir barışla nefes alır,
Bir insan umutla yaşar,

Ve bir dünya ancak vicdanla ayakta kalır…