Bazı şehirler vardır; evlatlarını büyütür, onlara isim, makam ve itibar kazandırır. Sonra bir gün dönüp baktığında, yetiştirdiği insanların gölgesini bile yanında bulamaz. Van’ın hikâyesi de biraz buna benziyor.
Çünkü bu şehir, yıllardır umutlarını sandıklara taşıyor; ancak çoğu zaman verdiği emeğin karşılığını kendi sokaklarında değil, yüzlerce kilometre ötede kurulan yeni düzenlerde görüyor. Van’da siyaset, kimi zaman halka hizmet etmenin değil, uzun bir kariyer yolculuğunun ilk durağına dönüşüyor. Hikâye neredeyse hep aynı şekilde başlıyor: Seçim meydanlarında, köylerde, taziye evlerinde, kahvehanelerde ve halkın bulunduğu her yerde “Van için buradayız, Van halkı için çalışıyoruz” sözleri yankılanır, ardından halkın oylarıyla makamlar elde edilir, yıllarca şehrin sorunlarını, kalkınmasını ve geleceği üzerine konuşulur, fakat görev süreleri sona erdiğinde, geriye çoğu zaman verilen sözlerden çok farklı bir tablo kalır. Bir süre sonra Ankara’da yeni tabelalar yükselir: danışmanlık ofisleri, şirket merkezleri, ihale bağlantıları, inşaat firmaları… sanki Van, bir ağacın kökü; Ankara ise o kökten beslenen dalların toplandığı büyük bir bahçe hâline gelir. Kök toprağın altında kalırken, meyveler başka yerlerde büyür. Van ise çoğu zaman yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir şehir olarak kendi sorunlarıyla baş başa bırakılır.
Daha düşündürücü olan ise bunun yalnızca siyasetle sınırlı kalmamasıdır. Kentin ekonomisi, sporu ve hatta sosyal ilişkileri bile zamanla Ankara merkezli bir düzene bağlanmaktadır. Vanspor yönetimlerinden ihale çevrelerine kadar uzanan bu yapı içerisinde, Van adına konuşanların önemli bir bölümü artık Van’da yaşamamakta; ancak Van üzerinden güç ve etki üretmeye devam etmektedir. Asıl soru da burada ortaya çıkmaktadır: Bir şehrin kaderini, o şehirden uzaklaşanlar mı belirlemelidir; yoksa bütün yükü omuzlarında taşıyanlar mı? gerçi yereldekilerinde inisiyatifi yok denecek kadar azdır.
Üstelik bu ilişkiler ağı çoğu zaman doğrudan görünmez. Resmî olarak siyasetin içinde görünmeyen, ama geçmiş siyasi bağlantıların sağladığı güçle hareket eden isimler üzerinden yürüyen bir düzen oluşur. İhale süreçlerinden ticari ilişkilere kadar birçok alanda, eski siyasi çevrelerin Van’daki “görünmeyen temsilcileri” devreye girer. Böylece isimler değişir, tabelalar değişir, ama kurulan düzen pek değişmez. Sonra kamuoyuna servis edilen ziyaret fotoğrafları, protokol kareleri ve “memleket sevdası” mesajları gelir. Oysa mesele Van’ı uzaktan yönetmek değil; bu şehirde kalıp bu şehrin sorumluluğunu gerçekten taşımaktır.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Van’da siyaset yapan birinin yolu neden hep Ankara’daki ofislerle kesişiyor? Bu durum artık bir tesadüf değil; neredeyse kuşaktan kuşağa aktarılan bir siyasi alışkanlığa dönüşmüş durumda. Şehirde siyaset yapılırken kurulan ilişkiler, verilen fotoğraflar, tanınan bürokratlar, açılan kapılar… görev süresi sona erdiğinde ise bütün o “halk hizmeti” söylemi yerini bambaşka bir dünyanın diline bırakıyor. Bir bakıyorsunuz, yıllarca kürsülerde memleket meselelerini anlatan isimler artık Ankara’da yeni şirketlerin, danışmanlık ofislerinin ya da inşaat çevrelerinin içinde karşımıza çıkıyor. Daha da çarpıcı olan şu: siyaset sahnesinden çekilmiş gibi görünen bazı isimlerin etkisi aslında hiç kaybolmuyor. Bu kez doğrudan değil, Van’daki görünmeyen bağlantılar üzerinden varlıklarını sürdürüyorlar. Kentte kurulan eski siyasi ilişkiler, ihale süreçlerinden ticari ortaklıklara kadar farklı alanlarda hâlâ etkisini hissettiriyor. Resmî görev bitiyor belki ama kurulan düzen işlemeye devam ediyor. Ve Van halkı yıllardır aynı tabloyu izliyor: seçim zamanı “memleket sevdası”, görev sonrası Ankara koridorları. Bu yüzden insanlar artık yalnızca ne söylendiğine değil, siyasetin sonunda kimin nerede durduğuna da bakıyor. Çünkü bu şehirde asıl mesele, Van üzerinden bir kariyer inşa etmek değil; Van’ın kendisine gerçekten bir gelecek bırakabilmek.
Siyasetin sağladığı en büyük sermaye bazen para değil, ilişkidir. Ve o ilişkiler ağı, Ankara’nın koridorlarında çoğu zaman fazlasıyla değerlidir. Belki de bu yüzden Van’da yıllarca “hizmet” söylemiyle siyaset yapan bazı isimlerin, görev süreleri sona erer ermez bambaşka alanlarda karşımıza çıkması artık kimseyi şaşırtmıyor. Çünkü bazıları için siyaset yalnızca bir kamu görevi değil; gelecekte kurulacak ekonomik ve siyasi düzenin en güçlü referansıdır.
Oysa siyaset başka bir şeydir. Siyaset, bir şehirden güç alıp başka bir şehirde yeni hayat kurmak değildir. Siyaset, seçim dönemlerinde Van’ı hatırlayıp sonrasında Ankara’nın konforuna yerleşmek değildir. Siyaset, bu kentin yükünü gerçekten omuzlayabilmektir. Van yıllardır parasını kazandığı halde göçünü veren ancak; yatırım bekleyen, gençlerini işsizlik nedeniyle başka şehirlere uğurlayan ve cenazesini bekleyen bir kent oldu.
Ama ne gariptir ki bu şehirden siyasi güç devşirenlerin önemli bir kısmı, gelecek planlarını yine bu şehirde kurmuyor. İşte bu yüzden insanlar artık sadece kürsülerde söylenen sözlere değil, o sözlerden sonra hangi hayatların kurulduğuna da bakıyor. Van, kendisinden güç alıp uzaklaşanları da; kendisiyle birlikte kalanları da unutmamalı, siyasilerin mal varlıkları, kendi firmalarının ve kurdukları diğer 2-3 firmanın kamudan aldıkları ihalelerinin araştırılması ve bu süreçleri yöneten bağlantıların ortaya çıkarılması an meselesi olmalıdır.
Peki, Van'ın yıllardır aşamadığı bu durağanlığın gerçek nedeni nedir? Sorun, risk almaktan kaçınan ve inisiyatif kullanmayan yöneticilerde mi; yoksa her konuda Ankara'dan gelecek işaret ve talimatı bekleme alışkanlığında mı saklı? Belki de asıl mesele, şehrin ortak hedefler etrafında birleşememesi ve yerel dinamiklerin yeterince harekete geçirilememesidir. Sebep ne olursa olsun, Van'ın potansiyelini ortaya çıkarabilmesi için bekleyen değil harekete geçen, mazeret üreten değil çözüm geliştiren bir anlayışa ihtiyaç duyduğu açıktır. Aksi halde yıllar geçecek, fırsatlar kaçacak ve Van hep aynı soruyu sormaya devam edecektir: Neden hâlâ yerimizde sayıyoruz.
Siyasetin son durağı olarak görülen Ankara ofisleri, ne yazık ki evine ekmek götürmekte zorlanan Van halkının sorunlarına çözüm üretmek için değil; makam, mevki, kadro ve kişisel çıkar arayışında olanların uğrak noktası hâline gelmiştir. Oysa Van’ın gerçek gündemi; işsizliktir, yoksulluktur, göçtür ve her geçen gün ağırlaşan geçim mücadelesidir. Ankara koridorlarında kurulan hesaplarla Van sokaklarında yaşanan gerçekler arasındaki mesafe ise her geçen gün daha da büyümektedir. Tarih bize şunu göstermiştir ki: Bir şehrin kaderi, o şehirden alınanlarla değil; o şehre geri verilenlerle değişir.
Van yıllardır oy veriyor, destek veriyor, insan yetiştiriyor. Ancak haklı olarak şu soruyu sormaya devam ediyor: Bu şehirden alınan güç, makam ve imkânlar ne zaman yeniden bu şehrin geleceğine dönüşecek?
Çünkü bir kentin asıl kaybı, yetiştirdiği insanların başka şehirlerde yaşaması değildir; o insanların kalplerinin ve sorumluluklarının da o şehirden uzaklaşmasıdır. Bugün revaçta olan şey Ankara’da açılan ofisler olabilir.
Fakat yarın hatırlanacak olan Ankara’daki ofislerinizin kaç metrekare olduğu değil; Van’ın derdine kimlerin gerçekten sahip çıktığı olacaktır.