SÖZ KONUSU KÜRT SAVAŞIN KADIN YÜZÜ!

Abone Ol

Ocak ayının ilk günlerinden bu yana Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri saldırı altında. Kürtlerin yaşadığı bu bölgelerde bombardıman, kuşatma ve silahlı çatışmalar yeniden gündelik hayatın parçası hâline geldi. Yaklaşık 120–155 bin kişi yaşadıkları alanları terk etmek zorunda kaldı; göç edenlerin büyük çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.
Bu saldırılar, Rojava’da inşa edilen Kürt siyasal ve toplumsal varlığın; özellikle de kadınların görünür, örgütlü ve söz sahibi olduğu bir yaşam modelinin tasfiyesine dönük daha geniş bir politikanın parçası olarak okunmalı.
Bu coğrafyada savaş yeni değil.
Yeni olan tek şey, her seferinde aynı üçgenin yeniden kurulması: kadınlar, savaş ve göç.
Kadınlar Şengal’deydi.
Rojava’daydı.
Kobanî’deydi.
Bugün Halep’te.
Son 40 yıldır Kürt halkının maruz kaldığı tüm savaş süreçlerinde aynı tablo karşımıza çıkmakta. Yakılan ve zorla boşaltılan köyler, yıkılan evler, yok edilen yaşam alanları, güvenlik politikalarıyla kuşatılmış kentler… Ve tüm bunların ortasında bitmeyen bir direniş. Bu direnişin en ağır yükünü ise her zaman kadınlar taşıdı ve taşımaya da devam ediyor.
Barış zamanında bile yoksulluk, erkek şiddeti, istismar ve yok sayılmayla mücadele eden kadınlar; savaş koşullarında çok daha derin bir güvencesizlikle baş başa kalıyor.
Savaşın kadın etkisi sürerken, hafızalardan silinmeyen o görüntü ise tarihten silinmeyecek! Tüm dünyanın tanıklığında, Suriye Geçiş Hükümetine bağlı silahlı gruplar, İç Güvenlik Gücü (Asayiş) üyesi bir kadının cansız bedenini bir binanın üçüncü katından aşağı atmıştı. Bu görüntü günlerce dolaşıma sokuldu, paylaşıldı, sembolleştirildi.
Ancak o görüntünün ardındaki gerçeklikle gerçekten yüzleşildi mi?
Hayır.
Savaşlarda esir alınanlar çoğu zaman kadınlar oldu çünkü. Tecavüze uğrayanlar, kaçırılanlar, köleleştirilenler kadınlar. Şengal’de Ezidi kadınlara yapılanlar unutulmadı. Bosna Hersek’te, Kıbrıs’ta, Suriye’de savaşın kadın bedeni üzerinden nasıl bir silaha dönüştüğü unutulmadı. Tecavüz edilip doğurmaya zorlanan kadınlar, savaşın en sessiz ama en ağır tanıkları olarak hâlâ aramızda.
PEKİ DÜNYA?
Filistin’de yaşananlara karşı günlerce ayağa kalkan uluslararası kamuoyu, Halep’te Kürt mahalleleri hedef alındığında neden suskun? Sanatçılar, akademisyenler, siyasetçiler, medya ve kendini mazlumların yanında konumlandıranlar neden sessiz?
Bu açık bir iki yüzlülük işte… Mazlumun yanında olan her daim her zaman ses çıkarır, çıkarmalıdır.
Bugün yaşadığımız coğrafyada savaş, yalnızca Kürtlerin ya da Kürt kadınlarının sorunu değil. Hak ihlalleriyle yüzleşmeden, barış talebini toplumsallaştırmadan bu döngü sona ermeyecek.