Sessiz Gelen, Nesilleri Yok Eden Büyük Tehlike
Bazen bir çığlık duyulmaz…
Bazen bir felaket gürültü koparmadan gelir…
Ama etkisi yıllar sürer, nesiller yok eder.
Uyuşturucu bağımlılığı işte tam olarak böyledir.
Gözden uzak, kelimelerden kaçan, ama evlatlarımızın hayatına sinsice sızan en karanlık tehditlerden biridir.
Bu sadece bir alışkanlık değildir.
Bu sadece bireysel bir zafiyet değildir.
Bu, bir milletin geleceğine kurulmuş alçak bir tuzaktır.
Uyuşturucu tacirleri ve baronları, en az bir terör örgütü kadar tehlikelidir.
Hatta çoğu zaman daha sinsidir.
Çünkü onların bombası patladığında ses duyulmaz,
Ama yıkımı bir ömür sürer.
Irka bakmazlar…
Siyasi görüşe bakmazlar…
Dine bakmazlar…
Türk mü, Kürt mü diye sormazlar…
Onlar için tek bir ölçü vardır:
Bağımlı hâle getirebildikleri insan sayısı.
Bu karanlık yapı, toplumun tüm damarlarına zehir enjekte etmektedir.
İradeleri gasp etmekte, hayalleri söndürmekte,
Çocuklarımızı ve gençlerimizi hedef alarak geleceğimizi adım adım yok etmektedir.
Uyuşturucuyla mücadele;
Bir siyasi partinin meselesi değildir.
Bir bakanlığın tek başına altından kalkacağı bir yük değildir.
Sadece güvenlik güçlerine bırakılacak bir konu hiç değildir.
Bu mücadele topyekûn verilmelidir.
Bu mesele partiler üstüdür…
İdeolojiler üstüdür…
Bu mesele insanlık meselesidir.
Bu mesele vicdan meselesidir.
Herkesin bu yangında sorumluluğu vardır.
Anne-babanın…
Öğretmenin…
Esnafın…
Siyasetçinin…
Medyanın…
Ve susmayı tercih eden herkesin…
Madde bağımlılığıyla mücadele, en az “terörsüz Türkiye” hedefi kadar hayati, en az onun kadar stratejik bir meseledir.
Çünkü uyuşturucu, yalnızca can almaz;
Bir milletin gelecek inancını da yok eder.
Özellikle uyuşturucu, dijital bağımlılık, alkol ve sigara gibi bağımlılık türlerine karşı çocuklarımızı ve gençlerimizi bilinçlendirmek artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Okullarımızda yürütülen bilinçlendirme çalışmaları son derece kıymetlidir.
Ama yetmez…
Evlerde başlamayan mücadele, sokakta kazanılamaz.
Ne yazık ki gerçekler acıdır:
Uyuşturucu kullanma yaşı 12’lere kadar düşmüştür.
Okul kapılarından içeri girmiştir.
Kafe ve kafeteryalarda alınıp satılır hâle gelmiştir.
Ve en acısı da şudur:
Bir sigara ile…
Bir kahve ile…
Bir “masum” sohbetle başlatılmaktadır.
19 yaşında bir genç feryat ediyor:
“Bir kafeye gittim. Yanıma çok güzel bir bayan geldi, sohbet etti. Bana bir sigara ikram etti. Kendimi çok iyi hissettim. Meğer o sigara hayatımı bitirmiş. Kısa sürede bağımlı oldum.”
21 yaşında bir genç kadın şöyle anlatıyor:
“Yakışıklı bir genç yanıma geldi. Sohbet ettik. Sigara ikram etti. İçtim, hoşuma gitti. İkinci, üçüncü derken geri dönüşü olmayan bir yola girdim.”
Bir iş insanı ise ibretlik bir cümle kuruyor:
“Kahvenin içine uyuşturucu hap koymuşlar. Bilmeden içtim. Hayatım bir anda karardı.”
Bunlar istisna değildir.
Bunlar bu karanlık düzenin bilinçli ve planlı tuzaklarıdır.
Lütfen…
Ne olur…
Çocuklarınıza sahip çıkın.
Onları yargılamayın, dinleyin.
Sorgulamayın, anlayın.
Kontrol edin ama baskı kurmayın.
Bir çocuğun en büyük koruyucu kalkanı,
Anne-babasının ilgisi ve sevgisidir.
Çocuklarımızı korumak için verilen her emek,
Sadece bir aileyi değil, bir toplumu ayakta tutar.
Uyuşturucuyla mücadele, hepimizin omuzlarında taşımamız gereken ağır ama kaçamayacağımız bir sorumluluktur.
Unutmayalım:
Bu mücadelede “ben yokum” diyen herkes, kayıpların artmasına sessizce ortak olur.
Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizi birlikte koruyalım.
Bugün susarsak yarın konuşacak evladımız kalmayabilir.
Uyuşturucuyla mücadele etmek,
En az terörsüz bir Türkiye kadar önemlidir.
Çünkü bu savaş kaybedilirse,
Kaybedilen sadece bireyler değil;
Bir nesil, bir gelecek ve bir umut olacaktır.