Yüzyıllık ayrılıkların, bastırılmış kimliklerin ve parçalanmış coğrafyaların ardından bugün; Türk, Kürt ve Arap halkları kadim kardeşliğini yeniden hatırlıyor. Bu hatırlayış sadece duygusal bir nostalji değil, aynı zamanda yeni bir siyasal ve toplumsal paradigmanın inşasıdır. Bu paradigma; geçmişten ilham alarak geleceği ortak akılla, adaletle ve eşitlikle kurma iradesidir.
Kökler Ortaktır, Kader Ortaktır
Bin yılı aşkın bir süredir aynı topraklarda, aynı bayrak altında, aynı kıbleye yönelen halklar olarak bizler, tarihte Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü kurtaran ordusunda da, Çanakkale siperlerinde de yan yanaydık. Türkler, Kürtler ve Araplar, emperyalizme karşı omuz omuza verdikleri mücadeleyle sadece bir askeri zafer değil, aynı zamanda bir medeniyet tasavvurunun temsilcileri olmuşlardır.
Bugün ise bu ittifak, farklı bir boyut kazanmakta: Kudüs İttifakı artık sadece dış düşmana karşı bir direniş değil, içerdeki ayrışmaları aşan, halklar arası eşitliği ve birlikte yaşamı esas alan bir kardeşlik ruhuna dönüşmektedir.
1921 Ruhu ve Yeni Paradigma
Türkiye’de Kürt halkının, Cumhuriyet tarihinde ilk kez “meşru ve eşit bir halk olarak” tanınması yönünde gelişen son süreç, 1921 Anayasası'nın ruhuna dönüş anlamı taşımaktadır. 1921 Anayasası, çok kimlikli ve çok kültürlü bir toplumsal yapının hukuki zeminini hazırlamış; Kürtlerin, Arapların, Çerkeslerin ve diğer unsurların eşit yurttaşlık temelinde bir araya geldiği demokratik bir mutabakatın anayasası olmuştur.
Bugün bu anayasal ruha yeniden dönmek, sadece geçmişe saygı değil, geleceğe umutla bakmanın yoludur. Bu dönüşüm, Türk-Kürt-Arap kardeşliğini yeniden tanımlayan, güçlendiren ve kurumsallaştıran bir adım olmalıdır.
Kudüs İttifakı: Sadece Bir Şehir Değil, Bir Sınavdır
Kudüs, sadece coğrafi bir nokta değil; vicdanın, adaletin ve ortak medeniyetimizin sembolüdür. Kudüs’e sahip çıkmak, Türk-Kürt-Arap kardeşliğini sahici bir siyasi birlikteliğe dönüştürmekten geçmektedir. Kudüs için atılacak her adım, aynı zamanda Diyarbakır için, Şam için, İstanbul için bir gelecek vizyonudur.
Bugün Gazze’de yaşananlar karşısında sessiz kalanlar, sadece insanlık vicdanını değil, aynı zamanda bu coğrafyanın ortak hafızasını da zedelemektedir. Kudüs İttifakı; Türk’ün cesareti, Kürt’ün inancı ve Arap’ın direniş ruhuyla yeniden dirilmek zorundadır.
Yeni Mutabakat: Kimliklerin İnkarı Değil, Hakların Tesisi
Bu süreçte hepimizin ihtiyacı olan, yeni bir toplumsal ve hukuki mutabakattır. Bu mutabakat; kimliklerin inkârına değil, eşit haklar temelinde tanınmasına dayanmalıdır. Türk, Kürt ve Arap halklarının dili, kültürü, inancı ve talepleri yok sayıldıkça, gerçek bir barış ve toplumsal huzur mümkün olmayacaktır.
Artık siyasi akıl, birbirini tüketen çatışmalar yerine, ittifaklarla herkesi büyüten bir anlayışa geçmiştir. Bu anlayış; günübirlik çıkar hesaplarını değil, tarihsel sorumluluğu ve ortak yarınları esas alır.
Sonuç: Tarih Bizi Çağırıyor
Bu toprakların hafızası bize şunu hatırlatıyor: Biz birlikte kazandık, birlikte var olduk ve ancak birlikte geleceği inşa edebiliriz. Türk-Kürt-Arap kardeşliği bir tercihten öte, bir zarurettir. Kudüs İttifakı ise bu zaruretin tarihi sembolüdür.
Bugün elimizde tarihi bir fırsat var. Bu fırsat; yeni bir anayasa, gerçek bir demokrasi ve onurlu bir barışa dönüşebilir. Ancak bu; sadece liderlerin değil, halkların da sahip çıkmasıyla mümkün olacaktır.
Gelin, bu çağrıya kulak verelim. Kudüs için, Diyarbakır için, Halep için, İstanbul için… Ve en çok da çocuklarımız için.