Van’ın en gözde turizm noktalarından biri olan Akdamar Adası badem ağaçlarının çiçek açmasıyla birlikte pembe ve beyaz renklere büründü.
Van’ın dünyaca ünlü turizm destinasyonu Akdamar Adası, baharın gelişiyle birlikte badem ağaçlarının çiçek açmasıyla pembe ve beyaz renklere büründü. Karlı Artos Dağı’nın heybetli manzarası ve Van Gölü’nün eşsiz turkuazı arasında kalan ada, bugünlerde ziyaretçi akınına uğruyor. Van’ın Gevaş ilçesinde, gölün ortasında bir mücevher gibi parlayan Akdamar Adası, mevsimlerin en zarif buluşmasına ev sahipliği yapıyor. Bir yanda zirvelerindeki kar örtüsüyle kıştan kopamayan Artos Dağı, diğer yanda baharın müjdecisi olan ve adayı baştan başa saran badem çiçekleri… Bu eşsiz tezat, ziyaretçileri masalsı bir yolculuğa çıkarıyor. Adanın her köşesi, doğanın uyanışını simgeleyen pembe ve beyazın tonlarıyla dolup taşıyor.
ULAŞIM VAN GÖLÜ ÜZERİNDEN TEKNELERLE SAĞLANIYOR
Akdamar Adası’na ulaşım ise teknelerle sağlanıyor. Yaklaşık 20 dakikalık tekne yolculuğunun ardından adaya varılıyor. Tekne köpükleri arasında ilerleyen turistler, adaya ayak bastıkları anda doğanın pembe ve beyaz canlanışına şahitlik ediyor.
“AH TAMAR” EFSANESİ İLE BİLİNİYOR
Van Gölü’nün turkuaz suları üzerinde yükselen Akdamar Adası, sadece doğasıyla değil, nesillerdir anlatılan hüzünlü "Ah Tamar" efsanesi ve 1100 yıllık görkemli kilisesiyle dünya mirasının en nadide parçalarından biri olarak ziyaretçilerini büyülemeye devam ediyor. Efsaneye göre, adada yaşayan Ermeni baş keşişin dünyalar güzeli kızı Tamar ile karşı kıyıdaki bir çoban arasındaki gizli aşk, her gece gölün karanlık sularında yankılanırdı. Tamar’ın elindeki fenerle yol gösterdiği genç çoban, bir fırtına gecesi babasının kurduğu hain tuzakla yönünü şaşırarak yorgun düştü. Gölün serin sularına gömülmeden önce genç adamın dudaklarından dökülen son söz olan "Ah Tamar!", bugün adanın isminin kökeni olarak kabul ediliyor. Sevdiğinin sesini duyan Tamar'ın da kendini göle bırakmasıyla bu aşk, trajediyle son buldu.
KUTSAL HAÇ KİLİSESİ
Adanın hüzünlü hikâyesini taçlandıran en önemli yapı ise hiç kuşkusuz Akdamar Kilisesi. M.Ö. 915-921 yılları arasında Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Mimar Keşiş Manuel’e yaptırılan bu yapı, Ermeni sanatının dünyadaki en önemli eserleri arasında gösteriliyor. Dört yapraklı yonca biçimindeki haç planı ve kırmızı kesme taşlarıyla dikkat çeken kilise, sadece ibadet merkezi değil, aynı zamanda bir taş işçiliği sergisi niteliğinde
YAŞAR KEMAL’İN DOKUNUŞUYLA KURTULAN MİRAS
Bugün bir müze olarak tüm ihtişamıyla ayakta duran kilise, bu durumunu büyük usta Yaşar Kemal’e borçlu. 1951 yılında başlatılan yıkım kararına, bölgede genç bir gazeteci olarak bulunan Yaşar Kemal’in müdahale etmesi, bu dünya mirasının yok olmasını engelledi. 2005-2007 yılları arasında titizlikle restore edilen yapı, tarih boyunca Vaspurakan Krallığı’ndan Ermeni Patrikliği’ne kadar pek çok döneme tanıklık etti.