Bir şehri anlamak için bazen rakamlara bakmak gerekir. Bazen de sabah evinizden çıkıp aracınızın üzerine çöken tozu silmeye...
Bugün Van'da vatandaşların ortak gündemi ne trafik ne de başka bir mesele. İnsanların dilindeki en büyük sorun, şehrin üzerine adeta görünmez bir örtü gibi çöken toz bulutu.
İşin ilginç yanı ise Van'ın ağır sanayi tesisleriyle anılan bir şehir olmaması. Gökyüzünü kaplayan fabrika bacaları yok. Dev endüstri bölgeleri yok. Buna rağmen sabah evden çıkan vatandaşın karşısına ilk çıkan manzara temiz hava değil, toz oluyor.
Araçlar toz içinde...
Balkonlar toz içinde...
Kaldırımlar, iş yerleri, pencereler toz içinde...
Akşam olduğunda da manzara değişmiyor.
Toz artık Van'da günlük hayatın sıradan bir parçası haline gelmiş durumda.
Oysa Van bunu hak etmiyor.
Van Gölü'nün kıyısında kurulu, doğal güzellikleriyle, tarihiyle ve turizm potansiyeliyle öne çıkması gereken bir şehirden söz ediyoruz. Ancak bugün Van'ın adı ne yazık ki güzelliklerinden çok, üzerine çöken tozla anılmaya başladı.
Elbette şehirler büyür.
Yeni yollar yapılır.
Yeni konutlar yükselir.
Yeni yaşam alanları oluşturulur.
Kimsenin buna itirazı yok.
Ancak büyüme beraberinde çevre kirliliğini getiriyorsa, vatandaşın yaşam kalitesini düşürüyorsa ve halk sağlığını tehdit ediyorsa burada durup düşünmek gerekir.
Şehrin birçok noktasında devam eden çalışmalar yeterince denetleniyor mu?
Hafriyat taşıyan araçlar kurallara uyuyor mu?
Toz oluşumunu önleyecek tedbirler eksiksiz uygulanıyor mu?
Yollar düzenli olarak temizleniyor mu?
Van halkı bu soruların cevabını bekliyor.
Çünkü mesele yalnızca kirlenen araçlar değildir.
Mesele yalnızca balkonlara çöken toz değildir.
Mesele çocukların soluduğu havadır.
Mesele yaşlıların nefesidir.
Mesele halk sağlığıdır.
Üstelik sorumluluğu yalnızca belediyelere yüklemek de doğru değildir. Bu konu aynı zamanda bir çevre ve halk sağlığı meselesidir.
Eğer Van'da insanlar her gün yoğun şekilde toza maruz kalıyorsa, bunun sağlık üzerindeki etkilerini araştırmak ve kamuoyunu bilgilendirmek ilgili kurumların görevi değil midir?
Vatandaşın aklındaki sorular nettir:
Bu tozun çocuklar üzerindeki etkisi nedir?
Astım ve solunum yolu hastalıklarını artırıyor mu?
Yaşlılar ve kronik hastalar için ne tür riskler oluşturuyor?
Bu konuda yapılmış bilimsel çalışmalar var mı?
Kamuoyu neden yeterince bilgilendirilmiyor?
Bir diğer önemli konu ise yıllardır çözülemeyen ağaçlandırma ve yeşil alan eksikliğidir.
Rüzgârın etkisini yoğun şekilde hisseden Van'da, tozu tutacak yeşil kuşakların oluşturulması hayati önem taşımaktadır. Ancak şehir merkezine ve çevresine bakıldığında yeterli ölçekte bir ağaçlandırma hamlesi görmek ne yazık ki mümkün değildir.
Bu noktada yalnızca yerel yönetimlerin değil; çevre kuruluşlarının, tarım kurumlarının, akademik çevrelerin ve ilgili tüm paydaşların da sorumluluğu bulunmaktadır.
Çünkü bir şehir nefes almakta zorlanıyorsa, o şehirde herkes üzerine düşeni sorgulamak zorundadır.
Halk sağlığı yalnızca hastanelerde korunmaz.
Sağlık; temiz havada, yeşil alanlarda ve sağlıklı bir çevrede başlar.
Temiz hava bir ayrıcalık değildir.
Temel bir yaşam hakkıdır.
Van'ın en büyük zenginliğinin Van Gölü olduğu sık sık söylenir. Bu doğrudur. Ancak bir şehrin gerçek zenginliği, insanlarının rahat nefes alabildiği havadır.
Eğer o havayı kaybediyorsak, kaybettiğimiz şey yalnızca çevre değildir.
Kaybettiğimiz yaşam kalitesidir.
Sağlığımızdır.
Geleceğimizdir.
Artık Van'ın yeni tartışmalara değil, somut çözümlere ihtiyacı var.
Ve artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı geldi:
Van'ın üzerine çöken bu toz bulutunu gerçekten kim dağıtacak?