Van, Toplumsal Entegrasyonun Anahtarı Olabilir Mi?

Abone Ol

Türkiye uzun yıllardır aynı soruyla yüzleşiyor. Farklı kimliklerin, farklı kültürlerin, farklı siyasi düşüncelerin bir arada yaşadığı bir toplumda gerçek anlamda demokratik cumhuriyet nasıl inşa edilir? Bu soru sadece Ankara’nın koridorlarında tartışılacak bir siyaset teorisi değildir. Bu soru; mahallelerde, şehirlerde, kahvehanelerde, üniversitelerde ve en çok da toplumun birlikte yaşama iradesinde cevap bulur. Demokratik cumhuriyet, sadece seçimlerden ibaret bir yönetim biçimi değildir. Sandık demokrasinin başlangıcıdır ama tek başına demokrasi değildir. Gerçek demokratik cumhuriyet; vatandaşların kendini eşit, güvende ve temsil edilmiş hissettiği bir toplumsal sözleşmedir. Bugün Türkiye’nin en önemli ihtiyacı, siyasal rekabetin ötesinde toplumsal uzlaşma kültürünü yeniden inşa etmektir. Demokratik cumhuriyet; devletin tüm yurttaşlarına eşit mesafede durduğu, kimliklerin değil vatandaşlığın esas alındığı, hak ve özgürlüklerin güvence altında olduğu bir yönetim anlayışıdır.

Örneğin Bu modelde; Devlet toplumun üstünde değil içindedir, siyaset ayrıştırma değil uzlaştırma aracıdır, farklılıklar tehdit değil zenginlik olarak görülür. Demokratik cumhuriyet, çoğunluğun tahakkümü değil çoğulculuğun dengesi demektir. Türkiye çok kimlikli, çok kültürlü bir toplumdur. Türkler, Kürtler, Araplar, Zazalar ve daha birçok kültürel topluluk bu coğrafyanın ortak tarihini oluşturur. Bu çeşitlilik aslında bir zenginliktir. Ancak siyasetin dili zaman zaman bu zenginliği bir gerilim alanına dönüştürebilmiştir. Yıllarca insanlar birbirini bu kentte; “öteki” “karşı taraf” “bizden olmayan” “ kayyımcı” “terörist” olarak tanımlamaya başladı. Bu durum sadece siyasal ayrışma değil aynı zamanda toplumsal psikolojik bir kırılma yarattı.

Oysa demokratik cumhuriyetin temel felsefesi şudur: Bir toplum ancak birlikte yaşama iradesini güçlendirdiğinde güçlü olur. Van toplumsal Entegrasyon İçin Bir Model Olabilir mi? Bölgenin kadim şehirlerinden biri olan Van, tarih boyunca birçok kültürün ve inancın buluştuğu bir şehir olmuştur. İpek Yolu’nun önemli duraklarından biri olan bu şehir; ticaretin, kültürün, göçün, medeniyetlerin kesiştiği bir coğrafyadır. Ancak son yıllarda Van da Türkiye’nin genel siyasi ikliminden etkilenmiş ve zaman zaman toplumsal kutuplaşmanın yansımalarını yaşamıştır. Fakat aynı zamanda Van, toplumsal barışın yeniden inşa edilebileceği şehirlerden biridir. Çünkü Van’da insanlar hala aynı pazarda alışveriş yapar, aynı düğünlerde halay çeker, aynı sokaklarda büyür. Toplumsal bağ henüz kopmuş değildir.

Ayrıştırılan toplum nasıl yeniden entegre edilir? Toplumsal entegrasyon bir siyasi slogan değildir. Bu, uzun vadeli bir toplumsal dönüşüm sürecidir. Bu süreç üç temel alanda kurulmalıdır: Siyasetin dilinin değişmesi siyaset kutuplaşmayı değil çözümü konuşmalıdır. Van’ daki siyasetçilerin kullandığı dil, suçlayan değil anlayan, dışlayan değil kapsayan, ayrıştıran değil birleştiren, bir dil olmalıdır. Bir şehirde siyaset gerilim üretirse toplum bölünür. Ama siyaset çözüm üretirse toplum nefes alır. Yerel diyalog mekanizmaları, toplumsal barış merkezi kararlarla değil yerel diyaloglarla kurulur.
Kentimizde, akademisyenlerin, kanaat önderlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, gençlerin, kadınların bir araya geldiği kent uzlaşı platformları kurulmalıdır. Bu platformlar, sorunları konuşmalı, ortak çözümler üretmeli, toplumun farklı kesimleri arasında güven köprüleri kurmalıdır. Ortak kent kimliği, bu kentte insanlar birbirinin kimlikleri üzerinden değil ortak şehir aidiyeti üzerinden tanımaya başladığında toplumsal barış güçlenir. Vanlı olmak, bir etnik kimlik değil, ortak bir şehir kimliği olmalıdır.
Toplumsal barışın ekonomik boyutu ise toplumsal huzur sadece siyasi söylemlerle kurulmaz. Ekonomik eşitsizlikler, işsizlik ve fırsat dengesizliği de toplumsal gerilimleri artırır. Kentimizde, turizm, sınır ticareti, tarım, lojistik, üniversite ekonomisi ile güçlendirilmelidir. Ekonomik refah arttıkça toplumdaki gerilimler azalır. Çünkü insanlar geleceğe umutla baktığında geçmişin kırgınlıklarını daha kolay aşabilir. Kentimizde, yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç duyuyor. Bu sözleşmenin temelinde, eşit kentli, özgürlükçü toplum, genel hukuk, demokratik katılım olmalıdır. Demokratik cumhuriyet sadece bir anayasa maddesi değildir. O bir yaşam kültürüdür.

Van’ın geleceği, ayrışmada değil, kutuplaşmada değil, ortak akılda ve toplumsal uzlaşmada yatmaktadır. Van bu dönüşümün öncüsü olabilir. Çünkü bu şehirler tarih boyunca farklı kültürlerin bir arada yaşayabildiğini zaten göstermiştir. Şimdi yapılması gereken şey geçmişin yükünü taşımak değil, geleceğin ortak hikâyesini yazmaktır. Ve belki de demokratik cumhuriyet tam olarak budur. Herkesin kendini ait hissettiği bir Van’ı birlikte inşa edebilme iradesi.

Van kenti, tarih boyunca farklı kültürlerin, kimliklerin ve düşüncelerin bir arada yaşadığı kadim bir coğrafya olmuştur. Bu nedenle Van’ın geleceği ayrışmanın değil, birlikte yaşama kültürünü güçlendiren bir siyaset anlayışıyla şekillenmelidir. Kentin gerçek potansiyeli; toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getiren değil, ortak paydada buluşturan bir yaklaşım ile ortaya çıkacaktır. Bugün Van’ın ihtiyaç duyduğu şey, toplumda karşılığı olan, halkın güvenini kazanmış ve farklı kesimlerle diyalog kurabilen isimlerin ön plana çıkmasıdır. Bu dönemde kapsayıcı, uzlaştırıcı ve kent menfaatlerini her şeyin üzerinde tutan kişilere fırsat verilmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü güçlü şehirler ancak güçlü toplumsal uzlaşılarla inşa edilir.

Aksi halde sürekli ayrışma üzerinden yürüyen bir siyaset anlayışı, Van’ın enerjisini tüketmeye ve kentin ortak geleceğini zayıflatmaya devam edecektir. Oysa Van; potansiyeli, genç nüfusu, tarihi ve kültürel zenginliğiyle birlikte hareket edildiğinde çok daha güçlü bir şehir olabilir. Bu nedenle Van için yeni dönemin anahtarı; ayrıştıran değil birleştiren, kutuplaştıran değil ortak aklı büyüten bir siyaset anlayışını güçlendirmektir. Kentin geleceği ancak birlikte konuşarak, birlikte üreterek ve birlikte karar vererek inşa edilebilir.

Sonuç olarak, birlikte yaşama cesareti, bir toplumun gerçek gücü, farklılıklarına rağmen birlikte yaşayabilme cesaretinden gelir.