Van Haber

Uzmandan Van’a Çarpıcı Gıda Uyarısı: Zehirlenmeler Tesadüf Değil, Yapısal Çöküş Var!

Artan toplu gıda zehirlenmeleri Van dahil tüm illerde ciddi tehdit oluşturuyor. Uzmanlar, öğrenci yoğunluğu ve ekonomik baskının riskleri artırdığını belirterek, bazı toplu tüketim yerlerinde gıda mühendisinin bulunmadığına dikkat çekti.

Abone Ol

Artan toplu gıda zehirlenmeleri Van dahil tüm illerde ciddi tehdit oluşturuyor. Uzmanlar, öğrenci yoğunluğu ve ekonomik baskının riskleri artırdığını belirterek, bazı toplu tüketim yerlerinde gıda mühendisinin bulunmadığına dikkat çekti.

Türkiye’de son dönemde yaşanan toplu gıda zehirlenmeleri, ülkedeki gıda güvenliği sorununu yeniden gözler önüne serdi. Gıda Mühendisi Ezgi Arslan, yaptığı açıklamalarda, tehlikenin basit bir hijyen sorunundan ibaret olmadığını, denetimdeki zafiyetin ve acımasız piyasa dinamiklerinin insan sağlığını hiçe saydığını açıkladı. Arslan, Van'daki yüksek öğrenci nüfusu ve ekonomik baskı nedeniyle kentin, "Geri dönülmez olmasa da kritik bir alarm aşamasında" olduğunu ifade etti.

KRİZİN ORTAYA ÇIKIŞI: TEK BİR İŞLETME HATASI DEĞİL, SİSTEM ÇÖKTÜ

Gıda Mühendisi Ezgi Arslan, art arda gelen zehirlenme vakalarının münferit işletme hatalarıyla açıklanmaya çalışılmasını reddederek, sorunun kökenine indiğini ve tarladan sofraya uzanan bütün bir sistemin kırıldığını söyledi. Arslan şunları söyledi:

"Son dönemde art arda yaşadığımız gıda zehirlenmeleri ve gıda güvenliği ihlalleri tesadüf değildir. Bu yaşananlar münferit işletme hatası olarak da açıklanamaz. Bu tablo bize açıkça şunu gösteriyor: Türkiye’de gıda güvenliği meselesi artık yalnızca teknik bir hijyen sorunu değil, kamusal denetimin zayıfladığı, piyasa dinamiklerinin insan sağlığının önüne geçtiği yapısal bir sorundur. Yani sorun sadece mutfakta değil; tarladan sofraya kadar uzanan bütün bir sistemde yaşanan yapısal bir kırılmadır."

Arslan, kâğıt üzerindeki denetim sisteminin sahada yetersiz uzman sayısı ve düşük yaptırımlar nedeniyle caydırıcılık yaratmadığını belirtirken, gıda güvenliğinin bir idari kusur değil, doğrudan insan yaşamını ilgilendiren bir halk sağlığı meselesi olduğunun altını çizdi.

EKONOMİK BASKI VE DENETİMSİZ SATIŞLAR GİZLİ TEHLİKE YARATIYOR

Toplu yemek üreten mutfaklardaki çapraz bulaşma, yetersiz dezenfeksiyon ve uygun olmayan saklama koşulları gibi bilinen hijyen problemlerinin yanı sıra, tedarik zincirinde yaşanan bozulmanın krizin şiddetini artırdığını kaydeden Arslan, ekonomik faktörlere değinerek, "Artan enflasyon ve maliyetler nedeniyle hem üretici hem de toplu yemek firmaları daha ucuz ham maddeye yönelmek zorunda bırakılmaktadır. Son kullanma tarihi yaklaşmış ürünlerin tercih edilmesi, uygun olmayan depolama koşulları, kalite standartlarının düşmesi ve kayıt dışı ürünlerin zincire girmesi bu sürecin doğal sonucudur. Ayrıca son dönemde 'doğal', 'köy ürünü', 'katkısız' gibi söylemlerle denetimsiz gıda satışlarının da ciddi biçimde arttığını görüyoruz. Denetlenmeyen hiçbir ürün teknik olarak güvenli kabul edilemez. Bu alan, tüketicinin en çok yanıltıldığı ve kamusal denetimin en zayıf kaldığı alanlardan biridir." dedi.

VAN BÜYÜK RİSK ALTINDA: ÖĞRENCİ YOĞUNLUĞU VE EKONOMİK ZORLUKLAR

Van’daki tablonun, ülkedeki yapısal sorunun yereldeki en hassas yansıması olduğunu belirten Arslan, kentin karşı karşıya olduğu dört temel riski açıkladı:

"Van’da yaşananlar ülke genelindeki yapısal sorunun yereldeki yansımasıdır ve artık 'geçici birkaç talihsiz olay' olarak açıklanamayacak bir eşiğe gelmiştir. Ancak doğru ve zamanında müdahaleyle geri çevrilebilecek bir alarm aşamasında olduğumuzu da özellikle vurgulamak isterim."

“VAN’DAKİ İŞLETMLEER KALİTE YERİNE FİYATI ÖNCELİYOR”

Arslan, Van’ın üniversite, yurtlar ve kamu kurumlarıyla yüksek öğrenci ve toplu tüketim yoğunluğuna sahip olduğunu belirterek, sistemdeki en küçük teknik hatanın dahi çok büyük bir kitleye aynı anda yansıdığını söyledi. Ayrıca küçük ve orta ölçekli işletmelerin çoğunun teknik denetim dışında kaldığını ve düzenli bilimsel gözetimden geçmediğini vurguladı. Arslan, ekonomik baskının Van’da daha sert hissedilmesi nedeniyle işletmelerin kalite yerine fiyatı öncelediğini ve bunun soğuk zincirin kırılması gibi riskli uygulamaları beraberinde getirdiğini belirterek, "Bu sadece işletmecinin 'etik tercihi' değil, ekonomik sistemin dayattığı bir sonuçtur." diye konuştu.

“YETERLİ GIDA MÜHENDİSİ YOK”

Türkiye’deki denetim mekanizmasının "önleyici" değil, çoğunlukla "sonradan müdahale eden" bir yapıda çalıştığını ifade eden Arslan, bu durumun temel nedenlerini şöyle sıraladı:

"En temel sorunların başında yeterli sayıda gıda mühendisi istihdam edilmemesi geliyor. Gıda denetimi; etiket okuma, hijyen kontrolü ya da belge bakmakla sınırlı bir iş değildir. Mikrobiyoloji, proses bilgisi, çapraz bulaşma riskleri, soğuk zincir, izlenebilirlik, hammaddenin kaynağı gibi çok teknik başlıklar içerir. Bunlar ancak meslek uzmanları tarafından bilimsel olarak değerlendirilebilir."

“CEZA KESMEK DEĞİL TEHLİYEKİ SİSTEMDEN ÇIKARMAK ÖNEMLİ”

Arslan, denetimlerin zaman baskısı nedeniyle evrak ve yüzey kontrolüne sıkıştığını, gıda güvenliğini belirleyenin ise mutfağın görünmeyen süreçleri olduğunu ekledi. Laboratuvar ve analiz kapasitesindeki yetersizliğin denetimi zayıflattığını şöyle anlattı:

"Numune alırsınız ama sonucu haftalar sonra alırsanız, o ürün çoktan tüketilmiş olur. Yani risk fiilen ortadan kalkmadan sadece kayıt altına alınmış olur. Risk almak, kurallara uymaktan daha ucuz hale geliyor. Oysa gıda güvenliği alanında yaptırımın mantığı 'ceza kesmek' değil, 'tehlikeyi sistemden tamamen çıkarmak' olmalıdır. Bugün bu noktada ciddi bir boşluk vardır."

“TÜKETİCİ VİTRİNDE GÖREMEZ”

Arslan, gıdadaki tehlikelerin çoğunun tüketicinin gözüyle fark edilemediğini, risklerin büyük bir kısmının üretim sürecinin görünmeyen aşamalarında olduğunu belirtti. Tüketicinin fark edemeyeceği en büyük gizli tehlikeleri şu şekilde sıraladı:

"Tüketicinin fark edemeyeceği başlıca gizli tehlikeler şunlardır: Çapraz bulaşma: Çiğ etle temas etmiş bıçak, tezgâh ya da eldivenle pişmiş yemeğin hazırlanması. Bu gözle görülmez ama en yaygın zehirlenme nedenlerinden biridir. Uygunsuz sıcaklıkta saklama: Pişmiş yemeklerin uzun süre ılık ortamda bekletilmesi, soğuk zincirin kırılması. Yetersiz dezenfeksiyon, Son kullanma tarihinin manipülasyonu ve Kayıt dışı ve izlenebilirliği olmayan ürünler."

“GIDA GÜVENLİĞİ BİREYİN OMUZLARINA YÜKLENEMEZ”

Gıda güvenliğinin, "tüketici dikkatli olsun" diyerek bireyin omuzlarına yüklenecek bir mesele olmadığını, asıl sorumluluğun denetimi yapmakla yükümlü olan kamuda olduğunu vurguladı. Arslan, yüksek risk taşıyan gıda gruplarını ise Et ve tavuk ürünleri, süt ve süt ürünleri, toplu tüketim için hazırlanan pişmiş yemekler ve açıkta satılan denetimsiz hazır yiyecekler olarak gösterdi.

ACİL ÇAĞRI: KRİZİ DURDURACAK TEK ADIM BELLİ OLDU

Gıda zehirlenmelerinin kader olmadığını, öngörülebilir ve yönetilebilir halk sağlığı sorunları olduğunu yineleyen Ezgi Arslan, krizi durduracak adımları şöyle anlattı:

"Eğer gerçekten 'tek bir adım' seçecek olursak, zehirlenme vakalarını en hızlı ve en kalıcı biçimde azaltacak adım şudur: Toplu tüketim yapılan her yerde gıda mühendisi istihdamını ve sürekli, belgelendirilmiş gıda güvenliği eğitimini yasal zorunluluk hâline getirmek." Bu adımın, denetimi dışarıdan yapılan bir kontrolden, içeriden yapılan sürekli teknik denetime dönüştüreceğini söyleyen Arslan, bu sayede risklerin oluşmadan fark edileceğini ve önleneceğini belirtti. Uzman son sözlerinde, Van özelinde öğrenci yoğunluğu ve ekonomik zorluklar dikkate alındığında, okullar, yurtlar ve yemekhanelerde gıda mühendisi varlığının geciktirilmeden hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı ve güvenli gıdanın temel bir insan hakkı olduğunu hatırlattı.