Van’ın Gençleri Neden Hep Gurbette Ölür?

Abone Ol

Van’da doğan bir gencin hikâyesi çoğu zaman bir okul sırasından değil, bir otobüs terminalinden başlıyor. Daha çocuk yaşta öğreniliyor bu şehirde gitmenin kalmaktan daha gerçek olduğunu, çünkü Van’da genç olmak; hayal kurmaktan çok hayatta kalmaya çalışmak demek artık.

Üniversiteyi bitirenin iş bulamadığı, emeğin liyakatle değil ilişkilerle ölçüldüğü, alın terinin çoğu zaman değersiz bırakıldığı bir düzende umut, bavula konulup başka şehirlere gönderiliyor. Kimi batının yükselen inşaatlarında ömrünü tüketiyor, kimi fabrikaların karanlık vardiyalarında geceyi gündüze katıyor, kimi ise küçücük güvenlik kulübelerinde yıllarını sessizce eritiyor. Geriye ise hep aynı soru kalıyor: Bu kentin kaderi neden hiç değişmiyor.

Van’ın gençleri yalnızca işsizlikle değil; güvencesizlikle, dışlanmışlık hissiyle ve sistematik bir umutsuzlukla mücadele ediyor. Belediyelerde yıllarca çalışan insanların bir gecede işsiz bırakılması, farklı düşüncelere ya da aidiyetlere göre insanlara uygulanan baskılar, mobbingler ve emeği değersizleştiren anlayış; bu kentte adalet duygusunu her geçen gün biraz daha yaralıyor. İnsanlar artık sadece iş bulamamaktan değil, sahip oldukları işi kaybetme korkusuyla yaşamaktan da yorulmuş durumda.

Çünkü burada birçok kişi için çalışma hayatı; üretmenin değil susmanın, sorgulamamanın ve boyun eğmenin şart koşulduğu bir düzene dönüşmüş halde.

Bu yüzden mesele yalnızca ekonomik değildir. Bu mesele aynı zamanda sosyal, siyasal ve vicdani bir meseledir. Yıllardır ihmal edilen bir coğrafyada gençlerin enerjisi değerlendirilmiyor; aksine göçe mecbur bırakılıyor.

Kent büyümüyor, sadece insan kaybediyor. Her giden gençle birlikte Van biraz daha sessizleşiyor, biraz daha yalnızlaşıyor ve insanlar artık şu soruyu daha yüksek sesle soruyor: Bu düzeni kim kuruyor, kim sürdürüyor ve neden değiştirmek isteyen herkes yalnız bırakılıyor? oysa bir kentin kaderi yoksulluk olmamalı. Bir genç doğduğu şehirde tutunabilmeli, çalışabilmeli, hayal kurabilmeli. İnsanlar torpilin değil emeğin konuştuğu bir düzende yaşamak istiyor. Çünkü Van’ın ihtiyacı olan şey sadaka değil; adalet, üretim, özgürlük ve insanca yaşamdır. Bu kentin çocukları gitmek zorunda kalmadan da yaşayabilmeli. Belki de asıl mesele budur: İnsanların memleketlerinde kalabilmek için mücadele etmek zorunda bırakılmadığı bir düzen kurabilmek.

Kimi Van’lı bir KHK ile işinden, mesleğinden, hayatından koparılır; ama acı olan bazen onu en çok yalnız bırakanında yine kendi memleketinden insanların olmasıdır. Bir emekçinin yeniden işine iade edilememesi için isim listelerinin ve onu düşmanı olarak gören karşı sendikalarda, karşı parti çevrelerinde elden ele dolaştırıldığı; insanların birbirinin ekmeğine engel olmak için yarıştığı bir yerde yalnızca adalet değil, vicdan da yara alır.

Bu yüzden Van’ın meselesi sadece yoksulluk değil; birbirine güvenini kaybeden bir toplumun sessiz çöküşüdür

Bir baba, oğlunu üniversite okusun diye büyütürken; ama o genç günün sonunda bir şantiyede demir taşıyor. Bir anne, evladının memur veya meslek sahibi olmasını istiyorken; o genç, tanımadığı şehirlerde en ağır işlerde en ucuz işçi oluveriyor.

Ve sonra bir telefon geliyor… “Başınız sağ olsun.” İşte Van’ın gençlik hikâyesi artık çoğu zaman böyle bitiyor. Bu şehirde işsizlik sadece ekonomik bir problem değildir; bu şehirde işsizlik, gençlerin hayatını elinden alan görünmez bir cinayettir. Çünkü Van’da yıllardır aynı düzen hüküm sürüyor. Liyakat yerine sadakat, emek yerine torpil, yetenek yerine ahbap-çavuş ilişkileri; birçok kurumda kapılar halka değil, tanıdıklara açılıyor.
Van’da iş ilanları herkese duyuruluyor gibi yapılıyor, ama kadrolar çoktan belirlenmiş oluyor. İŞ-KUR listeleri eczanelerin asma katlarında, kimsenin görmeyeceği köşelerde telefonlarda listeleniyor iken, bazı ilanlar ise aynı gün yayımlanıp aynı gün kaldırılıyor. Bu nasıl “şeffaflık”? Bu nasıl “eşit fırsat”? Bu kentin gençleri yıllarca okuyup diploma alıyor, umutla iş arıyor. Sabahın erken saatlerinde sıraya giriyor, evrak topluyor, mülakat bekliyor. Ama birilerinin çocukları sadece bir telefonla işe yerleşiyor.

Çünkü burada emek değil, torpil konuşuyor. Çünkü burada liyakat değil, bağlantılar işe alınıyor. Van’ın gençleri artık yorgun. Sadece işsiz bırakıldıkları için değil; hak ettikleri hayatın göz göre göre ellerinden alınmasına öfkeliler. Bir şehir düşünün:
Gençleri çalışmak istiyor ama sistem onları değil, “tanıdığı olanı” seçiyor. Sonra da dönüp neden göç var diye soruyorlar. Adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde ise ne gelecek kurulur ne de umut büyür. Bu düzen değişmedikçe, kaybeden sadece işsiz gençler değil; bütün bir şehir olacaktır.

Sonra dönüp gençlere “Neden gidiyorsunuz?” diye soruyorlar. Oysa kimse keyfinden gitmiyor; insanlar adeta gitmeye mecbur bırakılıyor. Van’ın gençleri başka şehirlerde yalnızca ekmek parası aramıyor, burada ellerinden alınan yaşam hakkını, umutlarını ve geleceklerini arıyor. Ama asıl acı olan şu: Bu şehirde milyonluk ihaleler alanlar, hakkı olmadığı halde kat üstüne kat dikenler, büyük laflar edip lüks makam araçlarında gezenler; gurbette hayatını kaybeden gençlerin ardından birkaç taziye mesajı dışında geriye hiçbir şey bırakmıyor. Ne bir sorumluluk hissi, ne bir yüzleşme, ne de bu düzenin paydaşı olduklarını kabul eden bir vicdan…

Oysa gerçek şudur: Eğer bu şehirde adaletli bir düzen kurulmuş olsaydı… Eğer liyakat olsaydı… eğer gençlerin emeği korunmuş olsaydı, belki bugün o çocuklar hayatta olacaktı. Bu yüzden artık bazı ölümler “kader” değildir. Bazı ölümler ihmalin, torpilin, adaletsizliğin ve vicdansızlığın sonucudur. Van’ın gençleri ölürken, bu şehirde makamını koruyan herkes kendine şu soruyu sormalıdır: “Bu çocuklar neden kendi şehirlerinde yaşayamadı?” Çünkü mesele sadece işsizlik değil.
Mesele, bir şehrin kendi evlatlarına yabancı hale gelmesidir. Bugün toprağa verdiğimiz gençler; sadece bir ailenin evladı değildi. Onlar Van’ın yarım kalan hayalleriydi. Hayatını kaybeden genç kardeşlerimize Tanrı’dan sonsuz huzur diliyor, kederli ailelerine sabır, metanet ve güç diliyoruz.

Acıları yalnızca evlerinin içine değil, bu şehrin vicdanına da düşsün. Belki o zaman bazı insanlar; bir gencin ölümünün sadece bir haber değil, yıllardır kurulan çürük düzenin sonucu olduğunu anlayabilsin...