Yaşanmışlıklar..! 2

Abone Ol

Yüreğinde, kalbinde, gönlünde, gençliğinde ve tüm varlığıyla hissettiği mutlulukla oradan ayrıldı. Büfeciye teşekkür eden genç adam, işin yolunu tuttu. Öyle ya üniversiteyi kazanmıştı ve harçlığını biriktirmeliydi, zaten bunun için çalışmıyor muydu? Yoksa, yazın o sıcağında güneşin kavurmasına rağmen, neden ter döküyordu ki..!

Büyük bir mutlulukla şantiyeye girdi.

Ustası nerede kaldın? Sorusuna heyecanla cevap verdi.

Kazandım usta, üniversiteyi kazandım.

Öyle mi haydi hayırlı olsun, geç işinin başına üniversiteli adam… Sözleriyle mutluluğunu paylaştı genç adamın.

O Yılmaz’ın biriydi!

Ne kadar güzel bir gün diyerek kendi kendine mutluluğunu paylaştı genç adam.

Neyse bu kadar sevinmek yeter, şimdi çalışma zamanı. Bir çırpıda iş elbiselerini giydi ve işe koyuldu. Ortalık çivi ve koca koca kalıp tahtalarla doluydu. Ayak altını toparlamasını istedi ustası.

Tahtaları özenle kaldırıyor, bunu yaparken de çivilere basmamaya dikkat ediyordu, genç adam. Sıra üçer metre uzunluğundaki ona onları kaldırmaya gelmişti. Karmaşık diliydiler, düzenlemek gerekiyordu. Birer birer ona onları almaya başladı.

O Yılmaz’ın biriydi!

Fakat bir de ne olsun, karmaşık haldeki onan onlar üzerine devrilmeye başladı, genç adamın. Telaşla kendini kurtarmaya çalıştı, çoğundan da kurtuldu ancak

Ancak bir ona on tam sol ayak bileğine gelmişti. Aman Allah’ın ne büyük bir acı yaşadı genç adam, gözyaşlarını tutamadı. Oysa çok değil daha az önce büyük bir mutluluk içinde olan genç adam, şimdi acı çekiyordu. Sevincini yaşayamadan acılar içinde kıvranıyordu.

Üniversiteyi kazandığını öğrendiği gün, neler yaşamıştı genç adam. Bir taraftan acı çekiyor, diğer taraftan çok üzülüyordu, hem de çok üzülüyordu.

O Yılmaz’ın biriydi!

Zorla ayağa kalktı ancak sol ayağı onu taşıyamıyordu, yere dokunmasıyla birlikte büyük bir acı daha yaşadı. Adım atamıyordu genç adam, oysa saniyeler öncesinde iyi bir gelecek için atacağı adımları düşünüyordu.

Büyükşehir onu bekliyordu, yepyeni bir üniversite hayatı onu bekliyordu. Kim bilir neler neler onu bekliyordu. Bir hayal dünyasına dalmıştı ki, çok mutluydu o dünyasında. O ona on nasıl oldu da düştü ki ayağına, ne yapacağım şimdi deyip afallayıp yerinde oturdu. Ayağa kalkamıyordu genç adam. Ayak bileği birdenbire mosmor olmuştu ve şişmişti, yürümesi mümkün değildi.

O Yılmaz’ın biriydi!

Yardımına geldiler ve hemen genç adamı revire götürdüler. Acı içindeyken, doktor baktı ayağına ve hastaneye götürün dedi. Üniversiteyi kazandığını öğrendiği gün, neler yaşıyordu öyle genç adam. Ayak röntgeni çekilirken çok acı çekiyordu, neyse ki herhangi bir kırık ve çıkık yoktu ancak en az iki hafta yürüyemeyecekti.

O Yılmaz’ın biriydi!

Eve götürdüler genç adamı, çare yok dinleneceksin dediler. İşinden de oldu, üniversite için harçlığını kazanacakken, eve bağımlı oldu. Daha üniversiteyi kazandığını öğrenmeyen ailesi, iş kazasını öğrendi. Genç adamın annesi çok üzüldü ve hemen ağlamaya başladı.

Genç adam: Ağlama anne, “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.” Vardır bunda da bir hayır dedi. Ağlıyordu annesi, ailenin tüm bireyleri büyük bir üzüntü içerisine girdi. Arkadaşları, komşuları, herkes geçmiş olsun ziyaretinde bulundu.

O Yılmaz’ın biriydi!

Günler birbirini kovalıyordu, genç adamın ayağı yavaş yavaş iyileşmeye başlıyordu. Onu bir üniversite hayatı bekliyordu. İşinden olmuştu, üniversite harcı, barınma sorunu derken paraya ihtiyacı vardı, bu ayakla nasıl çalışacaktı. Tamamen iyileşmeden bir iş de yapamazdı ki. Çaresizce bir an önce o eski güçlü, dayanıklı ve sağlam ayağına yeniden kavuşmak istiyordu.

Eskiden nasıl da dört bir yana gidiyordu, saatlerce yol yürüyordu, şimdi bir adım bile atamıyor.

O Yılmaz’ın biriydi!

Barış Hükümlerin Efendisi Olsun…