Van Gölü’nün derinliklerinde yapılan araştırmalar, gölün altında binlerce yıllık yapıların bulunduğu iddiasını yeniden gündeme taşıdı. ABD’li araştırmacı Matthew LaCroix, 9 metre derinlikteki dairesel yapı ile 23 metre altında bulunan taş duvarın en az 11 bin 700 yıllık olabileceğini, yapıların geçmişte göl suları altında kalan kayıp bir yerleşime ait olabileceğini öne sürdü.
Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü, bu kez derinliklerinde bulunduğu ileri sürülen gizemli yapılarla gündemde. Van Gölü’ne dalış yapan ABD’li araştırmacı Matthew LaCroix, suyun altında görüntülenen dairesel yapı ve taş duvarın geçmişine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. LaCroix, yapıların en az 11 bin 700 yıllık olabileceğini savunurken, jeolojik verilerin doğrulanması halinde tarihin 40 bin yıl öncesine kadar uzanabileceğini iddia etti.
VAN GÖLÜ’NÜN DERİNLİKLERİNDE DİKKAT ÇEKEN YAPILAR
Van Gölü’nde gerçekleştirilen dalışlarda, suyun yaklaşık 9 metre altında yukarıdan bakıldığında kusursuz bir daireyi andıran anıtsal bir yapı görüntülendi. Yapının çevresinde basamakların bulunduğu belirtilirken, yapıya doğru yükselen 3 basamak dikkat çekti. Araştırmacı LaCroix’ın incelemelerine göre, yaklaşık 23 metre derinlikte ise birbirine geçen taş bloklardan oluşan yaklaşık 2,4 metre yüksekliğinde düz bir duvar bulunuyor. Çekilen görüntülerde 7 sıra taş örgüden oluştuğu belirtilen duvarın, gölün karanlık derinliklerine doğru 45 metreden fazla uzandığı ifade edildi.
“KAYIP BİR ŞEHRİN PARÇALARI OLABİLİR”
ABD’li araştırmacı Matthew LaCroix, söz konusu yapıların yalnızca doğal oluşumlar olmayabileceğini savunuyor. LaCroix’a göre dairesel yapı ve taş duvar, Van Gölü’nün suları altında kalmış eski bir yerleşimin parçaları olabilir. Araştırmacı, yapıların yaşının en az 11 bin 700 yıl olabileceğini belirtirken, bölgenin jeolojik geçmişinin daha eski bir tarihe işaret edebileceğini de öne sürüyor.
TARİHİ 40 BİN YIL ÖNCESİNE UZANABİLİR İDDİASI
Yapıların yaşına ilişkin en dikkat çekici iddia ise 40 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Bu görüşün temelinde Van Gölü’nün geçmişteki jeolojik yapısına ilişkin değerlendirmeler bulunuyor. Bilimsel çalışmalarda, Van Gölü’nün geçmiş dönemlerde batıya doğru doğal bir çıkışının bulunduğu ve Pleistosen döneminde Nemrut Dağı çevresindeki volkanik faaliyetlerin bölgenin jeolojisini etkilediği belirtiliyor. LaCroix ise volkanik faaliyetlerin gölün eski çıkışını kapatarak bazı yapıların sular altında kalmasına neden olmuş olabileceğini savunuyor. Ancak yapıların gerçek yaşının ve hangi döneme ait olduğunun belirlenmesi için bilimsel inceleme ve doğrudan tarihlendirme çalışmaları gerekiyor.
“YAŞAM ÇİÇEĞİ” MOTİFLİ TAŞ DA GÖRÜNTÜLENMİŞTİ
Van Gölü’nün derinliklerindeki yapıların hikayesi yeni değil. Bölgedeki su altı araştırmaları 2017 yılına kadar uzanıyor. Türk su altı görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan, göldeki mikrobiyolit oluşumları ve inci kefallerine yönelik çalışmaları sırasında taş yapılara rastladı. Araştırmalarda taş bir yapı ve çeşitli dairesel oluşumlar görüntülenirken, üzerinde altı kollu “Yaşam Çiçeği” motifini andıran sembol bulunan bir tepe taşı da dikkat çekti. Ceylan, daha sonraki süreçte su altı araştırmacısı Cumhur Şahin ve Matthew LaCroix ile birlikte 2025 yılında bölgede yeniden dalış gerçekleştirdi.
DUVARIN ÖNEMİ SONRADAN FARK EDİLDİ
Araştırmacıların 2025 yılındaki dalışları sırasında görüntüler kayda alınırken, uzun taş duvarın taşıdığı önem ilk etapta fark edilmedi. LaCroix, dalış görüntülerini daha sonra ayrıntılı şekilde inceleyerek duvarın uzunluğu ve yapısına dikkat çekti. Yapıların olası bir kayıp yerleşimle bağlantılı olabileceği yönündeki değerlendirmeler de bu incelemelerin ardından gündeme geldi.
URARTU MU, ORTA ÇAĞ MI?
Van Gölü çevresinin binlerce yıllık yerleşim geçmişi, su altındaki yapıların hangi döneme ait olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor. Bazı araştırmacılar, yapıların yaklaşık 3 bin yıl önce bölgede hüküm süren Urartu Krallığı dönemine ait olabileceğini değerlendiriyor. Bir başka ihtimal ise yapıların Orta Çağ döneminde inşa edilmiş olması. Uzmanların değerlendirmelerine göre, farklı dönemlerde eski yapıların taşlarının yeniden kullanılmış olması da mümkün. Bu nedenle su altındaki kalıntıların tek bir döneme değil, farklı tarihsel dönemlere ait malzemeler barındırması ihtimali bulunuyor.
VAN GÖLÜ’NDE GÖRÜŞ MESAFESİ ARAŞTIRMALARI ZORLAŞTIRIYOR
Van Gölü’nün derinliklerindeki yapıların araştırılmasının önündeki en önemli sorunlardan biri ise görüş mesafesinin oldukça sınırlı olması. Gölün dışarıya akan doğal bir çıkışının bulunmaması nedeniyle sudaki tortular dalış sırasında görüşü önemli ölçüde azaltıyor. LaCroix, dalgıçların daha net görüntü elde edebildiği zaman diliminin sabah saat 05.00 ile 11.00 arasındaki birkaç saatle sınırlı olduğunu belirtiyor. Araştırmacı, 9 metre derinlikteki dairesel yapının bulunduğu bölgede yalnızca yaklaşık 8 dakika kalabildiğini ifade etti.
“DURGUN SU YAPILARI KORUYOR” DEĞERLENDİRMESİ
Araştırmacılar, Van Gölü’ndeki durgun su koşullarının su altında bulunan yapıların korunmasına katkı sağlamış olabileceğini düşünüyor. Bu durum, göl tabanındaki yapıların daha ayrıntılı şekilde incelenebilmesi açısından önem taşıyor. Ancak yapıların niteliğinin, yaşının ve hangi uygarlığa ait olduğunun kesin olarak ortaya konulabilmesi için arkeolojik ve jeolojik çalışmaların birlikte yürütülmesi gerekiyor.
NEMRUT VE AĞRI DAĞI BAĞLANTISI DA GÜNDEMDE
Van Gölü’nün jeolojik oluşumu ve çevresindeki tarihi yapılar, bölgedeki diğer arkeolojik ve jeolojik iddialarla da birlikte değerlendiriliyor. Ağrı Dağı yakınındaki Durupınar oluşumunda Nuh’un Gemisi olduğuna yönelik uluslararası araştırmalar yürütülürken, Van Gölü bu oluşumun güneybatısında bulunuyor. Yaklaşık 5 bin 137 metre yüksekliğiyle Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı ile Van Gölü arasında kuş uçuşu yaklaşık 145 kilometrelik mesafe bulunuyor. Van Gölü ise Nemrut Yanardağı’nın geçmişteki volkanik faaliyetleri sonucunda oluşan doğal set gölü olarak biliniyor.
GÖZLER BİLİMSEL İNCELEMELERE ÇEVRİLDİ
Van Gölü’nün derinliklerinde görüntülenen yapıların gerçek yaşının ve işlevinin belirlenmesi, iddiaların bilimsel olarak test edilmesine bağlı. Özellikle taş duvarın yapısının, kullanılan malzemenin ve gölün geçmişteki su seviyelerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi, yapıların tarihinin ortaya çıkarılmasında belirleyici olacak.
Şimdilik “kayıp şehir” iddiası araştırmacı LaCroix’ın değerlendirmesi olarak öne çıkarken, Van Gölü’nün derinliklerinde saklanan yapıların gerçekten tarih öncesi bir yerleşime mi, Urartu dönemine mi, Orta Çağ’a mı yoksa farklı dönemlere mi ait olduğu yapılacak bilimsel çalışmalarla netlik kazanacak.




