Son günlerde siyasetin koridorlarında en çok konuşulan kavramlardan biri "arınma" oldu. Ne var ki bu kavram, sıkça dillendirilmesine rağmen içi yeterince doldurulmuyor. Herkes arınmadan söz ediyor; ancak kimse açıkça neyin, kimlerin ve hangi anlayışın değişmesi gerektiğini cesaretle ifade etmiyor. Kimi isim vermeden konuşuyor, kimi yalnızca imalarla yetiniyor, kimi ise bu kavramı sadece siyasi rakiplerini yıpratmanın bir aracı olarak kullanıyor.
Oysa gerçek anlamda siyasi arınma, birkaç ismin tasfiye edilmesinden ya da parti vitrinlerinin değiştirilmesinden ibaret değildir. Asıl arınma; yıllardır bölge siyasetini kişisel hesapların, dar kadroların, akrabalık ilişkilerinin, çıkar odaklarının, (gizli) yetkili aşiretçiliğinin ve koltuk siyasetinin gölgesinde bırakan anlayıştan kurtulmaktır. Çünkü sorun sadece kişiler değil, aynı zamanda bu kişileri sürekli üreten siyasi kültürdür.
Bölgemizde uzun yıllardır aynı isimler, yalnızca unvan değiştirerek siyaset sahnesinde varlığını sürdürüyor. Her seçim döneminde "değişim", "yenilenme" ve "yeni siyaset" vaatleri dillendiriliyor; sandıklar kapandıktan sonra ise toplum yine aynı yüzlerle, aynı anlayışla ve aynı siyaset diliyle baş başa kalıyor. Bu döngü, yalnızca siyaseti değil, toplumun geleceğe dair umutlarını da yıpratıyor. Gençler, fikirleriyle değil referanslarıyla değerlendiriliyor; kadınlar karar mekanizmalarında hâlâ hak ettikleri temsile ulaşamıyor. Liyakat ise çoğu zaman sadakatin, ehliyet ise yakınlığın gerisinde bırakılıyor. Böylesi bir düzende halkın siyasete olan güveninin her geçen gün azalması şaşırtıcı değildir.
Gerçek siyasi arınma, yalnızca söylemlerde reddetmekle değil; hemşehriciliği, akraba kayırmacılığını, dar çevre siyasetini ve her türlü ayrımcılığı fiilen terk etmekle mümkündür. Çünkü adalet, sadece rakibin yanlışını eleştirmek değil; kendi yanlışınla da yüzleşebilmektir. Bölgenin bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni sloganlar değil, yeni bir siyaset ahlakıdır. İnsanların nereli olduğuna, hangi aileden ya da hangi aşiretten geldiğine göre değil; bilgiye, emeğe, dürüstlüğe ve liyakate göre değer gördüğü bir anlayış yerleşmediği sürece, konuşulan "arınma" yalnızca kürsülerde alkış alan bir kelime olmaktan öteye geçemeyecektir.
Çünkü gerçek değişim, yüzleri değiştirmekle değil; zihniyeti değiştirmekle başlar. Bugün bölgenin ihtiyaç duyduğu şey yalnızca yeni bir siyasi söylem değil, aynı zamanda yeni bir siyasi kadrodur. Halkın arasından gelen, toplumun gerçek sorunlarını bilen, hesap verebilir, mütevazı ve hizmet odaklı yeni yüzlerin önünün açılması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü siyaset aynı isimlerin kendi çevrelerini koruduğu kapalı bir alan olmaktan çıkıp, toplumun bütün kesimlerine umut veren bir temsil mekanizmasına dönüşmelidir. Elbette yeni olmak tek başına bir meziyet değildir. Genç olmak da tek başına yeterli değildir. Asıl mesele; temiz bir geçmişe, güçlü bir ahlaki duruşa, bilgiye, liyakate ve halka karşı sorumluluk bilincine sahip insanları siyasetin merkezine taşıyabilmektir. Yeni yüzler, eski alışkanlıkları devam ettirecekse değişimin hiçbir anlamı olmayacaktır. Artık bölge insanı slogan değil, samimiyet görmek istiyor. Makamını korumaya çalışan siyasetçiler değil; bölgesinin geleceği için risk alabilen, eleştiriye açık, ortak aklı önceleyen temsilciler arıyor. Çünkü halkın beklentisi değişti, sorunları büyüdü ve sabrı azaldı. Eski yöntemlerle yeni sonuçlar elde etmek mümkün değildir. Gerçek siyasi arınma; özeleştiri yapabilen partilerle, liyakati esas alan kadrolarla, şeffaf yönetim anlayışıyla ve toplumun her kesimine eşit mesafede duran bir siyaset kültürüyle mümkündür. Eğer bölge siyaseti gerçekten yenilenmek istiyorsa, önce aynaya bakmalı; sonra da yıllardır değişmeyen ezberlerini cesaretle geride bırakmalıdır. Çünkü bazen bir bölgenin kaderini değiştiren şey, sadece iktidarın değişmesi değil; siyaset yapma biçiminin değişmesidir. Ve o değişim, yeni yüzlerin cesaretiyle, temiz siyasetin ilkeleriyle ve halkın güvenini yeniden kazanacak bir anlayışla başlayacaktır.
Bugün belki de aynı kavrama en fazla ihtiyaç duyan alan siyasetin kendisidir. Çünkü siyaset, yalnızca seçim kazanma sanatı değildir; toplumun vicdanını temsil etme sorumluluğudur. Vicdanını kaybeden bir siyaset, zamanla güvenini de kaybeder. Güvenini kaybeden bir siyaset ise sandık kazansa bile toplumun gönlünü kazanamaz. Bugün arınma denildiğinde akla ilk olarak yolsuzluk geliyor. Elbette bu doğrudur. Halkın değerlerine, malına, ekonomisine çökenler, malına el uzatanlar, makamını kişisel servete dönüştüren, nüfuzunu çıkar ilişkileri için kullanan herkes, hangi siyasi görüşten olursa olsun siyasetten uzaklaştırılmalıdır. Çünkü kirlenen yalnızca bir kişi değildir; onun temsil ettiği kurum, parti ve nihayetinde demokrasinin kendisi zarar görmektedir.
Ancak gerçek arınma yalnızca yolsuzluk dosyalarını temizlemek değildir. Siyasetin önce ruhsal olarak arınması gerekir. Öfke üzerine kurulan siyaset uzun ömürlü olmaz. Kin üzerinden inşa edilen söylemler toplumu ikiye böler. Korkuyu yönetim biçimine dönüştüren anlayış ise halk ile kamusal alan arasındaki güven bağını zedeler. Oysa toplumun ihtiyaç duyduğu şey daha fazla öfke değil, daha fazla sağduyudur. Daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla ortak akıldır. Ardından ahlaki arınma gelir. Siyasette dürüstlük artık bir ayrıcalık gibi sunulmamalıdır; en temel şart olmalıdır. Sözünün arkasında duran, yanlış yaptığında özür dileyebilen, liyakati akrabalığın ve sadakatin önüne koyabilen insanlar siyasetin asli unsuru hâline gelmelidir. Makamın gücüyle değil, karakterin ağırlığıyla siyaset yapan kadrolar toplumun güvenini yeniden inşa edebilir.
Çünkü siyasetin en büyük sermayesi para değildir. İtibardır. İtibar ise reklamla değil, ahlakla kazanılır. Bir başka ihtiyaç ise zihinsel arınmadır. Yıllardır aynı ezberlerle konuşan, farklı düşünceyi düşmanlık olarak gören, eleştiriyi ihanet sayan bir siyaset anlayışı artık kendisini yenilemek zorundadır. Ön yargılar, ideolojik körlükler ve "bizden olanlar ve olmayanlar" ayrımı, halkın enerjisini tüketmektedir. Gerçek siyaset, farklı düşünen insanları susturmak değil; onları dinleyebilme olgunluğunu gösterebilmektir. Fikirlerden korkan siyaset büyüyemez. Eleştiriden kaçan siyaset gelişemez. Toplumsal arınma ise belki de hepsinden daha önemlidir. Yıllardır kullanılan sert dil yalnızca siyasetçileri değil, mahalleleri de birbirinden uzaklaştırdı. İnsanlar artık birbirinin fikrine değil, kimliğine tepki gösteriyor. Bir cümle kurulmadan insanlar kategorilere ayrılıyor; bir konuşma dinlenmeden önyargılar hüküm veriyor. Oysa demokrasi, farklılıkların birlikte yaşayabilme sanatıdır. Şiddeti meşrulaştıran, ayrımcılığı besleyen, nefret dilini normalleştiren hiçbir siyaset anlayışı geleceği temsil edemez. Çünkü nefret, kısa vadede alkış getirebilir; ama uzun vadede yalnızca toplumsal yorgunluk üretir. Bugün Ülke'nin ihtiyacı olan şey yeni sloganlar değil, yeni bir siyaset ahlakıdır. Bu arınma yalnızca iktidarın görevi değildir. Yalnızca muhalefetin de görevi değildir.
Yerel çalışmalarda, yerel seçilmişlerde, milletvekilliğinde, parti yönetimlerinde, gençlikte, kadın yapılarında ve genel merkezlerde; kısacası siyasetin bulunduğu her yerde aynı ilke geçerli olmalıdır. Kim kirlenmişse hesap vermeli, kim makamını kişisel çıkarı için kullanmışsa siyasetten çekilmeli, kim halkın güvenini istismar etmişse yeniden aynı koltuğa oturmamalıdır. Ama bununla da yetinilmemelidir. Çünkü bazen kir, yalnızca görünen ellerde değildir; görünmeyen eller de aynı ölçüde iz bırakır. Yerelin kaderini, o toprağın sesini duymayan odalarda yazmaya çalışanlar, halkın iradesini masa başında şekillendirmeyi siyaset zannedenler de bu muhasebenin dışında tutulamaz. Kimi zaman kendilerini, akıl veren, denge kuran ya da oyun kurucu (Pivot) olarak tanımlayanlar, aslında yerelin iradesine gölge düşüren görünmez aktörlerdir. Oysa gölgenin büyüklüğü, ışığın önünde duranın kim olduğunu değiştirmez. Bir kentin geleceği, uzaktan kumandayla yönetilemez. Çünkü halk, figüran değil, bu hikayenin gerçek sahibidir. Yerelde siyaset yapanlar kadar, yerelin iradesini perde arkasından yönlendirmeye çalışanlar da tarihin vicdanında aynı sorumluluğu taşır.
Siyaset kimsenin özel mülkü değildir. Siyaset, mazlum halkın emanetidir. Ve emaneti taşıyamayanlar kadar, emanetin sahibine rağmen onu yönetmeye kalkışanlar da günü geldiğinde hesap vermelidir. Belki de asıl arınma, insanın başkalarını suçlamadan önce kendisine şu soruyu sorabilmesidir:
"Ben ne kattım, yoksa gücün etkisi ile istediğimi yaptım ve istediğimi aldım mı?"
Eğer bu soruya vicdan rahatlığıyla cevap verilemiyorsa, sorun yalnızca kişilerde değil, siyaset kültürünün kendisindedir. Toplum artık birbirini suçlayan siyasetçiler görmek istemiyor. Toplum, birbirini düzelten, hesap verebilen ve halkın iradesine saygı duyan siyasetçiler görmek istiyor. Çünkü gerçek arınma, rakibi temizlemek değil, önce kendi vicdanını temizleyebilmektir. Ve unutulmamalıdır ki bir bölgenin geleceğini yalnızca güçlü ekonomiler değil, güçlü vicdanlar da inşa eder. Siyasetin en büyük reformu yeni yasalar çıkarmak değil, önce kendi ahlakını, kendi vicdanını ve kendi hesap verebilirliğini ayağa kaldırabilmesidir.
İşte o gün arınma, bir seçim sloganı olmaktan çıkar; halkın güvenini yeniden filizlendiren gerçek bir başlangıca dönüşür. Çünkü en büyük değişim, perde arkasında kurulan hesapların değil, meydanlarda açıkça ortaya konulan iradenin kazandığı gündür.