Kış Van’a erken düşer. Soğuk yalnızca havayı değil, insanın nefesini, cebini ve umudunu da yoklar. Sabahın erken saatlerinde kentin üzerine çöken dumanı, bacalardan yükselen isi, çocuklarını okula gönderirken pencereyi açmaya çekinen anneleri hepimiz biliriz. Hava kirliliği burada yalnızca raporlara giren bir rakam değildir; her evin, her sokağın, her insanın gündelik hayatında karşılığı olan bir meseledir.
Bir kentte insan nefes almakta zorlanıyorsa, orada yalnızca hava kirlenmiş olmaz; hayatın dengesi de bozulur. Çünkü yaşam birbirinden ayrı parçalardan oluşmaz. Hava, su, toprak, insan sağlığı, yoksulluk, kentleşme, üretim, adalet ve gelecek; birbirine görünmez bağlarla bağlıdır. Birindeki sorun, ötekini de etkiler.
İşte “Yaşamın Ekolojisi” bu bağı anlatmak için var. Ekoloji, canlıların birbirleriyle ve yaşadıkları çevreyle kurduğu karşılıklı ilişkiyi inceler. Bizim için ise bu, yalnızca ağaçtan, sudan ve kuştan söz etmek değildir. İnsanın insanla, toplumun doğayla, bugünün gelecekle kurduğu ilişkinin adıdır. Ekoloji; hava kadar adalet, su kadar emek, toprak kadar eşitlik meselesidir.
Van, yüksek rakımda bulunan; kışları sert ve uzun geçen bir kenttir. Ağır sanayinin sınırlı olduğu Van’da hava kirliliğinin başlıca nedenleri de daha görünürdür: Düşük nitelikli yakıtlar, kömür dumanı, araç egzozları, yoğun yapılaşma, azalan yeşil alanlar ve kent planlamasındaki eksiklikler… Yani burada sorumluluğu belirsizleştirecek büyük sanayi tesisleri yoktur. Halkın soluduğu kirli havanın nedenleri gözümüzün önündedir.

Isınmak bir lütuf değil, temel bir haktır. Fakat dar gelirli yurttaşın düşük kalorili, çok kül bırakan ve yeterince ısıtmayan kömüre mahkûm edilmesi kabul edilemez. İnsanlar hem daha fazla yakıt almak zorunda kalıyor hem de sağlıklarını riske atıyor. Kömür yetersiz kaldığında tezek yakmak zorunda kalan aileler var. Bu, basit bir yakıt tercihi değildir; enerji yoksulluğunun, gelir adaletsizliğinin ve kamu sorumluluğundaki eksikliğin açık göstergesidir.

Temiz hava da haktır. Çocukların, yaşlıların ve kronik hastalığı olan yurttaşların her kış daha ağır bir risk altında yaşamasına alışamayız. Devletin görevi yalnızca yakıt dağıtmak değildir; sağlıklı, erişilebilir ve insan onuruna yakışır bir ısınma imkânını herkes için sağlamaktır. Doğalgazın ulaşmadığı ya da pahalı olduğu yerlerde çözüm üretmek, yalıtım desteği vermek ve düşük nitelikli yakıtların kullanımını engellemek kamusal bir görevdir.

Fakat mesele yalnızca kömürden ibaret değildir. Petrol, kömür ve doğalgaz temelli enerji düzeni hem havayı kirletiyor hem iklim krizini derinleştiriyor hem de yurttaşı her geçen gün daha pahalı enerji faturalarıyla baş başa bırakıyor. Fosil yakıtlara bağımlı kaldıkça, hem doğanın hem insanın bedel ödediği bir yaşam biçimi sürüyor.

Oysa Van; güneşi ve rüzgârı olan bir kenttir. Tuşba, güneşin evi olarak anılan bir coğrafyanın adıdır. Bu imkânlar yalnızca elektrik üretimi için değil; evlerin enerji ihtiyacını azaltmak, temiz ısınmayı yaygınlaştırmak ve yoksul yurttaşın yükünü hafifletmek için de değerlendirilmelidir. Yenilenebilir enerji, sadece çevreyi koruma meselesi değil; aynı zamanda sosyal adalet meselesidir.
Kentler de doğanın dışında kurulmuş yerler değildir. Van’daki çarpık ve yoğun yapılaşma, azalan yeşil alanlar, trafik ve plansız büyüme; yalnızca estetik bir sorun değildir. Bunların hepsi nefes aldığımız havayı, yaşam kalitemizi ve çocukların geleceğini belirler. Kent planlaması sadece bina yapmak değildir; insanların nefes alabileceği, çocukların güvenle oynayabileceği, yaşlıların sağlıklı yaşayabileceği alanlar kurmaktır.
Bu köşede bazen Van’ın havasını, bazen suyunu, bazen kentin betonlaşmasını konuşacağız. Bazen kadınların emeğini, gençlerin geleceğini, yoksulluğu, kültürü, hukuku ve demokrasiyi ele alacağız. Çünkü hayatı parçalara ayırarak anlayamayız. Bir yerde adalet zedeleniyorsa, doğa da insan da zarar görür. Bir yerde doğa tahrip ediliyorsa, bunun bedelini en çok yoksullar, emekçiler, kadınlar ve çocuklar öder.

“Yaşamın Ekolojisi”, bu coğrafyadan dünyaya bakan; ama dünyadaki haksızlıkları da kendi hayatından ayrı görmeyen bir söz olma iddiasındadır. Amacımız karamsarlık üretmek değil; sorunları görünür kılmak, sorumluluğu hatırlatmak ve çözümün mümkün olduğunu birlikte savunmaktır.
Unutmayalım: Doğa tüm canlıların ortak evidir. O evi korumak; havayı, suyu, toprağı, insanı, adaleti ve geleceği korumaktır.