Girinti ve çıkıntılarıyla yaklaşık 600 kilometreyi bulan Van Gölü kıyıları, iki ilin ve dokuz ilçenin yaşamına değen eşsiz bir ortak mirastır. Ne var ki bu kıyıların önemli bölümü yıllardır yapılaşma, işgal, duvarlar, tel örgüler ve ayrıcalıklı kullanımların baskısı altındadır. Halkın göle erişimi engellenirken, kuşların, balıkların ve kıyı ekosisteminin yaşam alanları da daralmaktadır.

Kıyılar rantın ve talanın alanı değildir. Kıyı Kanunu’na göre kıyılar herkesin eşit ve serbest yararlanmasına açıktır; öncelik kamu yararıdır. Van Denizi’nin kıyılarını halktan ve canlılardan koparmak, gölün yaşamını ve geleceğini daraltmaktır.

Van Gölü’ne baktığımızda yalnızca büyük bir su kütlesi ya da güzel bir manzara görmeyiz. Günün saatine, mevsime ve gökyüzünün haline göre turkuazdan koyu maviye uzanan renkler alan bu eşsiz su; Süphan’ın heybeti, Akdamar’ın silueti, sazlıkların sesi, koylar, iskeleler ve kıyı köyleriyle birlikte bir yaşam bütünüdür. Dünyada sodalı yapısı, mikrobiyalitleri ve kendine özgü canlı yaşamıyla benzeri az bulunan Van Gölü, yalnız güzelliğiyle değil, taşıdığı hayatla da kıymetlidir.

Bu kıyılar aynı zamanda Van’ın toplumsal hafızasıdır. İnsanların yürüdüğü, çocukların oynadığı, balıkçının teknesini indirdiği, ailelerin buluştuğu bu alanların kapatılması, kentin ortak hafızasının da silinmesidir. Kıyıya erişim yalnızca bir gezi ya da manzara meselesi değildir; doğayla temas etme, ortak yaşamı kurma ve bu mirası gelecek kuşaklara aktarma hakkıdır.

Bu güzelliği en güçlü anlatanlardan biri, ailesi Van Gölü kıyısındaki Ernis’e, bugünkü adıyla Ünseli’ye uzanan; edebiyatımızın dünyaya açılmış büyük adı Yaşar Kemal’dir. Yaşar Kemal, Van’ın ortak gururu ve hafızasıdır.

Gölü “Van Gölü değil, Van Denizi” diye tanımlar; bu uçsuz maviliği “masmavi… deli eden bir mavilik” sözleriyle anlatır. Diyarbakır Ovası’ndaki çiçeklerin mavisini ve kırılmış bir camın kesitindeki rengi anarak, bu mavinin gökyüzünde ya da başka bir yerde eşi olmadığını söyler. Bu sözlerde yalnız bir manzara hayranlığı değil, Van Denizi’nin insanın ruhuna işleyen derinliği vardır.
Fakat bu mavi, sadece bakıp hayran kalacağımız bir güzellik değildir. İnci kefalinin göç yoludur; balıkçının ağı, ailenin sofrası, binlerce insanın ekmeğidir. Göl çevresindeki balıkçılık, tarım, hayvancılık, turizm, konaklama, ulaşım ve küçük esnafın hareketliliği aynı yaşam ekonomisinin parçalarıdır.
Göl sağlıklıysa üretim güçlenir; kıyılar yaşarsa turizm canlanır; dere ağızları, sazlıklar ve sulak alanlar korunursa hem canlı çeşitliliği hem de insanın geçimi korunur. Gölün çevresinde yaşayan herkes, farkında olsun ya da olmasın, bu yaşam ekonomisinin içindedir.

Van Denizi’nin kıyıları, yalnızca coğrafi bir sınır değildir. Erciş’ten Gevaş’a, Ahlat’tan Tatvan’a uzanan bu geniş kıyı boyunca insanlar yüzyıllardır suyla, toprakla ve birbirleriyle ilişki kurar. Sabah teknesine binen balıkçıdan tarlasına giden üreticiye; sahilde yürüyen aileden gölü görmeye gelen konuğa kadar herkes bu büyük yaşamın içindedir.

Kıyının korunması, halkın göle erişim hakkının ve çocukların bu güzelliği yaşayarak tanıma hakkının korunması anlamına gelir. Kıyılar kapatıldığında ya da tahrip edildiğinde, yalnızca bir alan değil, hayatın ortak zemini kaybedilir.

Van Gölü’nün ekonomik değeri tek bir gelir kalemiyle açıklanamaz. İnci kefalinin korunması, balıkçılığın sürekliliği ve güvenli gıda demektir. Sazlıkların yaşaması, kuşların ve diğer canlıların yaşam alanının yanı sıra ekosistemin dengesinin sürmesi demektir. Temiz kıyılar ise hem turizme hem de insanların sağlıklı bir kentte yaşamasına katkı sunar. Bu nedenle kısa vadeli kazanç uğruna kıyıları, dere ağızlarını ve sulak alanları tahrip etmek, aslında geleceğin geçim kaynaklarını tüketmektir.

Bugün gölü tehdit eden arıtılmadan ya da yetersiz arıtılarak bırakılan atıklar, dereler yoluyla taşınan kirlilik, plansız yapılaşma, sulak alanların daralması ve iklim krizinin etkileri yalnızca çevre sorunu değildir. Halk sağlığı, gıda güvenliği, turizm ve geçim sorunudur. Su çekildiğinde kıyı çizgisi değişir; canlıların yaşam alanları, üretim biçimleri ve gölle kurduğumuz ilişki de değişir. Bu nedenle gölü korumak ile ekonomik hayatı korumak arasında karşıtlık yoktur. Kalıcı ve adil bir ekonomi, ancak doğayı tüketmeden kurulabilir.
Yapılması gerekenler açıktır: Atık su arıtma sistemleri etkin ve düzenli denetlenmeli; dereler kirlilik taşıyan kanallara dönüştürülmemeli; kıyılar kamusal niteliğini kaybetmeden korunmalıdır.
Üniversitenin bilimsel birikimi, yerel yönetimlerin hizmet sorumluluğu, meslek odalarının uyarıları, üreticilerin deneyimi ve yurttaşların söz hakkı aynı masada buluşmalıdır. Gölün geleceğine ilişkin kararlar, kapalı kapılar ardında değil, halkın bilgisi ve katılımıyla alınmalıdır.
Van Gölü’ne ayrılan her kaynak, geleceğe yapılan yatırımdır. Temiz bir göl; güvenli gıda, güçlü yerel ekonomi, sürdürülebilir turizm ve çocuklarımız için yaşanabilir bir kent demektir. Van Gölü bir göl değildir yalnızca: Van’ın sofrası, nefesi, hafızası ve geleceğidir. Onu korumak, bu ortak yaşamı savunmaktır.