Yüce Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'de Ra'd Suresi'nin 11. ayetinde şöyle buyuruyor:
“Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”
Bu ayet, yalnızca bir öğüt değil, aynı zamanda insanlığa verilmiş büyük bir hayat dersidir. Bize değişimin nereden başlayacağını, kurtuluşun hangi kapıdan geçeceğini ve toplumsal huzurun hangi değerler üzerine inşa edilmesi gerektiğini anlatır.
Bugün dönüp yaşadığımız topluma baktığımızda kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz gerçekten değişmek istiyor muyuz, yoksa yalnızca başkalarının değişmesini mi bekliyoruz?
Herkes adaletten söz ediyor ama adil davranmak konusunda aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz? Herkes dürüstlük istiyor ama kendi çıkarlarımız söz konusu olduğunda doğrulardan taviz vermiyor muyuz? Liyakatten bahsediyoruz ama işimize geldiğinde yakınlığı, dostluğu ve akrabalığı öne çıkarmıyor muyuz?
Başkalarının yanlışlarını büyütürken kendi hatalarımızı küçültmek, toplum olarak içine düştüğümüz en büyük çelişkilerden biridir.
Oysa ahlak, yalnızca başkalarına hatırlatılan bir değer değildir. Ahlak, insanın kendi menfaatiyle karşı karşıya kaldığında da doğru olanı yapabilmesidir. Adalet, yalnızca bize haksızlık yapıldığında hatırlanacak bir kavram değildir. Adalet, sevdiğimiz insanın hatası karşısında da hakkı teslim edebilmektir.
Bir toplumun çöküşü, önce vicdanların sessizleşmesiyle başlar.
Dürüst insanların yalnız bırakıldığı, emeğin değersizleştiği, haksız kazancın normal karşılandığı, makamın hizmet yerine imtiyaz aracı olarak görüldüğü bir yerde toplumsal huzurdan söz etmek kolay değildir.
Unutmayalım ki makamlar geçicidir, koltuklar gelip geçer, unvanlar zamanla unutulur. Fakat insanın geride bıraktığı ahlak, adalet ve vicdan mirası kalıcıdır.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı birbirini ötekileştiren yeni tartışmalar, bitmeyen siyasi gerilimler ve toplumu kutuplaştıran söylemler değildir. İhtiyacımız olan; birbirimizin hukukuna saygı duyabilmek, kul hakkından sakınmak, kamu malını korumak, emeğe değer vermek ve adaleti herkes için savunabilmektir.
Çünkü adaletin olmadığı yerde güven, güvenin olmadığı yerde huzur, huzurun olmadığı yerde de güçlü bir toplum inşa etmek mümkün değildir.
Bu sorumluluk yalnızca siyasetçilerin, yöneticilerin, bürokratların veya belli bir kesimin omuzlarında değildir. Her birimizin ailesine, işine, çevresine ve topluma karşı sorumluluğu vardır.
Bir baba evladına doğruluğu öğretirken kendisi de doğru olmalıdır. Bir yönetici adalet istiyorsa önce kendi kararlarında adil davranmalıdır. Bir siyasetçi ahlaktan söz ediyorsa önce kendi hayatında bunun gereğini yerine getirmelidir. Bir vatandaş başkalarından dürüstlük bekliyorsa kendi davranışlarıyla örnek olmalıdır.
Çünkü değişim, başkasını suçlamakla değil, insanın önce kendisiyle yüzleşmesiyle başlar.
Rabbimizin ayetinde işaret ettiği hakikat de budur: İnsanlar kendi iradelerini, davranışlarını ve içinde bulundukları durumu değiştirme sorumluluğunu üstlenmelidir.
Artık birbirimizi suçlamak yerine kendimizi sorgulamanın, öfkeyi büyütmek yerine vicdanı güçlendirmenin, çıkarlarımızı değil ortak geleceğimizi düşünmenin zamanıdır.
Unutmayalım; toplumun düzelmesini istiyorsak önce kendi vicdanımızı düzeltmeliyiz. Adalet istiyorsak adil olmalı, dürüstlük bekliyorsak dürüst yaşamalı, temiz bir gelecek arzuluyorsak bugünden temiz bir duruş sergilemeliyiz.
Çünkü güzel bir toplum, yalnızca güzel sözlerle değil, güzel ahlaklı insanların davranışlarıyla inşa edilir.
Allah bizlere önce kendimizle yüzleşmeyi, hatalarımızı görmeyi, kul hakkından sakınmayı ve adaletten ayrılmamayı nasip etsin.
Değişim kendimizden başlasın ki yarınlarımız daha güzel, toplumumuz daha huzurlu, geleceğimiz daha aydınlık olsun.