Modern hayatın en büyük değişimlerinden biri, kadın ve erkeğin hayatın her alanında birlikte çalışması oldu.

Ancak bu değişim, beraberinde yeni toplumsal sorunları da getirdi. Özellikle iş hayatında kullanılan dilin ve kurulan iletişimin, fark edilenden çok daha büyük sonuçlar doğurduğu artık inkâr edilemez bir gerçek.

Bugün kişisel gelişim kitapları okuyan, akademik çalışmalar yapan, toplum üzerine analizler yazan birçok insan; farkında olarak ya da olmayarak aile kurumunun zedelenmesine katkı sunabiliyor.
Çünkü mesele yalnızca davranış değil, kullanılan kavramlardır. İnsan ilişkilerini şekillendiren şey çoğu zaman bir bakıştan önce sözdür. İş yerlerinde “masum iltifat” adı altında kullanılan bazı ifadeler, zamanla duygusal sınırların aşınmasına neden oluyor. “Güzelsin”, “çok çekicisin”, “bir tanesin”, “tatlısın”, “canım”, “ışıltılısın”, “çok özelsin” ,"Belin incelmiş",Vb Vs. gibi sözler; kimi zaman sıradan görülse de özellikle evli insanlar arasında farklı anlamlara kapı aralayabiliyor.

Bugün birçok ilişkinin başlangıcında büyük olaylar değil, küçük ve sürekli tekrar edilen sözler vardır.

Toplum olarak artık şu soruyu sormamız gerekiyor: Her kavramın bir muhatabı yok mudur? Bir insanın eşine söylediği özel bir hitabın, iş ortamında başka biri tarafından rahatlıkla kullanılabilmesi normalleştiğinde; ilişkiler arasındaki mesafe de giderek kayboluyor.

Elbette nezaket başka bir şeydir, sınır ihlali başka bir şey. Ancak modern iletişim adı altında duygusal alanların bilinçsizce aşındırıldığı da açıktır.Bugün boşanmaların yalnızca ekonomik sebeplerden kaynaklandığını düşünmek büyük bir yanılgıdır.

Duygusal yakınlıkların kontrolsüz şekilde yaygınlaşması, insanların birbirlerinin özel alanlarına ölçüsüz biçimde girmesi de aile yapısını zedeleyen temel nedenlerden biridir. Sorun sadece kelimeler değildir; o kelimelerin hangi niyetle, hangi sıklıkla ve hangi zeminde kullanıldığıdır.

Çünkü insan ilişkileri önce dilde başlar. Sınırlarını kaybeden toplumlar, zamanla güven duygusunu da kaybeder.

Aile kurumu hâlâ toplumun temel direğidir. Bu nedenle herkesin kullandığı dile, hitap şekline ve kurduğu iletişime daha fazla dikkat etmesi gerekir.
Özgürlük ile sorumsuzluk arasındaki çizgi kaybolduğunda, geriye kırılmış ilişkiler ve parçalanmış hayatlar kalır.

Belki de yeniden öğrenmemiz gereken en önemli şey şudur: Her samimiyet masum değildir; her söz de yalnızca bir söz değildir.