Cumhuriyet Halk Partisi son yılların en kritik siyasi sınavlarından birini veriyor. Parti içindeki kurultay tartışmaları ve ortaya atılan usulsüzlük iddiaları, sadece hukuki bir mesele olmaktan çıkmış durumda.

Tartışmalar artık doğrudan CHP'nin geleceğini ve muhalefetin yönünü ilgilendiriyor.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun 2010 yılında genel başkan olmasıyla birlikte CHP'de yeni bir dönem başlamıştı. Ancak geçen 13 yıllık süreçte parti, genel seçimler, referandumlar ve cumhurbaşkanlığı seçimleri dahil olmak üzere birçok kritik yarışa girdi.

Muhalefet çevrelerinin önemli bir bölümü bu dönemi "13 yılda 10 seçim kaybı" olarak değerlendirirken, parti yönetimi ise yerel seçim başarılarını öne çıkardı.

Özellikle 2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara 'nın kazanılması CHP açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Bu süreç, değişim taleplerini güçlendirdi ve 2023 kurultayında Özgür Özel'in genel başkan seçilmesinin önünü açtı.

Ardından gelen 2024 yerel seçimlerinde CHP'nin birinci parti olması, değişim ekibine ciddi bir siyasi avantaj sağladı. Ancak bugün gelinen noktada parti yeniden iç tartışmaların merkezinde bulunuyor. Kurultayın meşruiyetine ilişkin iddialar ve "mutlak butlan" tartışmaları, CHP içinde iki farklı siyasi çizginin karşı karşıya gelmesine neden oldu.

Bir tarafta Özgür Özel liderliğindeki mevcut yönetim, diğer tarafta Kemal Kılıçdaroğlu'na yakın isimler yer alıyor. Siyaset tarihine bakıldığında büyük partileri çoğu zaman rakiplerinden çok kendi iç mücadelelerinin yıprattığı görülür. CHP açısından da en büyük risk budur. Tartışmaların uzaması halinde parti içinde çift başlı bir görüntü ortaya çıkabilir, örgütsel motivasyon zayıflayabilir ve seçmenin kafası karışabilir.

Peki CHP seçmeni böyle bir tabloda nasıl davranabilir? Birinci ihtimal, seçmenin büyük çoğunluğunun parti içi tartışmalardan rahatsız olup mevcut yönetim etrafında kenetlenmesidir.

Bu durumda CHP, krizi atlatabilir ve yoluna devam edebilir. İkinci ihtimal, parti içindeki gerilimin uzun süre devam etmesi ve seçmenin bir bölümünün sandığa gitme motivasyonunu kaybetmesidir.

Bu senaryoda CHP oy kaybetmese bile seçmen katılımındaki düşüş nedeniyle siyasi güç kaybı yaşayabilir.

Üçüncü ve en riskli ihtimal ise ayrışmanın derinleşmesiyle birlikte parti içinde fiili bir bölünmenin ortaya çıkmasıdır.

Böyle bir durumda CHP seçmeninin bir kısmı yeni oluşumlara yönelebilir, bir kısmı mevcut yönetimi desteklemeye devam edebilir, bir kısmı ise siyasetten uzaklaşabilir.
Bugün CHP'nin önündeki temel soru kimin haklı olduğu değil, partinin bu süreci nasıl yöneteceğidir.

Çünkü kurultay tartışmaları uzar, taraflar arasındaki mücadele derinleşir ve uzlaşma zemini kaybolursa, CHP sadece bir liderlik krizi yaşamaz.

Bu süreç, partinin son yıllardaki en büyük iç kırılmasına ve hatta bölünmesine kadar gidebilir.