SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, kadın kalbinin anatomik ve hormonal olarak erkeklerden ayrıştığını belirterek, kalp krizinin kadınlarda atipik belirtilerle gelebileceği uyarısında bulundu.

Van’ın sağlık alanındaki önemli isimlerinden Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, kardiyovasküler hastalıklarda cinsiyete özgü yaklaşımın önemine dikkat çekti. Kadınlarda kalp hastalığı riskinin genellikle menopoz sonrası hızla arttığını vurgulayan Sarıkaya, tanı süreçlerinde yaşanan "gecikme" riskine karşı uyardı.

“KADINLARDA DAMAR YAPISI FARKLI, RİSK GİZLİ İLERLEYEBİLİR”

Kadınlarda koroner arter çapının genellikle daha küçük olduğunu ifade eden Sarıkaya, aterosklerotik plak yapısının daha diffüz seyredebileceğine dikkat çekti. Kadınlarda koroner mikrovasküler disfonksiyon ve vazospastik mekanizmaların daha yaygın görüldüğünü belirten Sarıkaya, “Anjiyografide belirgin tıkayıcı lezyon saptanmasa bile miyokardiyal iskemi mevcut olabilir. Bu tablo INOCA spektrumu olarak tanımlanır” dedi.

ATİPİK BELİRTİLER TANIYI GECİKTİREBİLİYOR

Kadınlarda kalp hastalıklarının klinik sunumunun da farklı olabildiğini vurgulayan Sarıkaya, tipik baskı tarzında göğüs ağrısı yerine nefes darlığı, aşırı yorgunluk, mide üst bölgesinde rahatsızlık, sırt ya da çene ağrısı gibi atipik şikâyetlerin görülebildiğini kaydetti. Bu durumun tanıda gecikmelere yol açabileceğini belirten Sarıkaya, aynı sistolik kan basıncı düzeyinde kadınlarda inme ve miyokard enfarktüsü riskinin daha yüksek olabileceğine dair veriler bulunduğunu ifade etti.

MENOPOZ SONRASI RİSK ARTIYOR

Hormonal faktörlerin önemine değinen Sarıkaya, üreme çağında östrojenin damar iç yüzeyi ve lipid profili üzerinde koruyucu etkisi sayesinde kadınlarda koroner hastalığın erkeklere kıyasla ortalama 10 yıl daha geç ortaya çıktığını söyledi. Ancak menopoz sonrası östrojen düzeyinin azalmasıyla LDL kolesterol artışı, viseral yağlanma ve endotelyal disfonksiyonun belirginleştiğini, buna bağlı olarak riskin hızla yükseldiğini belirtti. Özellikle 40 yaş altı erken menopozun koroner kalp hastalığı riskini artırdığına dikkat çekti.

Van Sokakları İkiye Bölündü!
Van Sokakları İkiye Bölündü!
İçeriği Görüntüle

GEBELİK “İLK STRES TESTİ” KABUL EDİLİYOR

Kadınlara özgü risk faktörlerinin de bulunduğunu kaydeden Sarıkaya, preeklampsi, gebelik hipertansiyonu ve gestasyonel diyabet gibi komplikasyonların ilerleyen yıllarda kalp-damar hastalığı riskini yaklaşık iki kat artırabileceğini ifade etti. Bu nedenle gebeliğin “ilk fizyolojik stres testi” olarak değerlendirildiğini belirtti. Ayrıca sistemik lupus eritematozus ve romatoid artrit gibi otoimmün hastalıkların kadınlarda daha sık görüldüğünü, kronik inflamasyon yoluyla ateroskleroz riskini 2–3 kat artırabildiğini söyledi.

KADINLARDA BAZI TABLOLAR DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

Kadınlarda korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği (HFpEF), takotsubo kardiyomiyopatisi ve mikrovasküler anjina gibi tabloların daha yaygın görüldüğünü belirten Sarıkaya, buna karşın hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi klasik risk faktörlerinin çoğu zaman yeterince agresif tedavi edilmediğini dile getirdi. Geleneksel risk skorlarının ise genç kadınlarda uzun dönem gerçek riski olduğundan düşük gösterebildiğini söyledi.

“CİNSİYETE ÖZGÜ YAKLAŞIM ŞART”

Sonuç olarak kadın kalbinin yalnızca anatomik değil; risk profili, hastalık mekanizması ve klinik sunum açısından da farklı olduğunun altını çizen Sarıkaya, “Kardiyovasküler risk değerlendirmesi ve tedavi yaklaşımı cinsiyete özgü bakış açısıyla ele alınmalı; özellikle gebelik ve menopoz gibi geçiş dönemlerinde kadınlar dikkatle izlenmelidir” dedi.

Muhabir: MERVE İŞLER