5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle önemli açıklamalarda bulunan VAN ÇEVDER Başkanı Zafer Çelebi, Van Gölü Havzası başta olmak üzere bölgedeki ekolojik dengenin korunması için acil duyarlılık çağrısında bulundu.
5 Haziran Dünya Çevre Günü, küresel iklim krizinin etkileri ve yerel çevre koruma bilincinin önemiyle birlikte kapımızı çalıyor. Van Çevre, Tarihi Eserleri Koruma Araştırma ve Geliştirme Derneği (VAN-ÇEVDER) Başkanı Zafer Çelebi, bu anlamlı günü sadece bir takvim yaprağı olarak değil; ekolojik dengenin korunması, su varlıklarının savunulması ve doğa hakları için bir farkındalık ve mücadele günü olarak gördüklerini belirtti. Van Gölü’ndeki İnci Kefali göçü döneminde yaşanan çevresel sıkıntıları ve bölgedeki madencilik faaliyetlerinin etkilerini aktaran Çelebi, önemli uyarılarda bulundu.
1.2 MİLYON İNSANIN MİRASI ALARM VERİYOR: İNCİ KEFALİ GÖÇÜ TEHDİT ALTINDA!
Van Gölü Havzası’nın benzersiz ekosisteminin insan faaliyetleri nedeniyle hassas bir dengede durduğunu ifade eden VAN ÇEVDER Başkanı Zafer Çelebi, özellikle içinde bulunduğumuz haziran ayında gerçekleşen İnci Kefali göçünün korunmesi gerektiğinin altını çizdi. Çelebi, konunun hassasiyetini şu sözlerle aktardı:
"Van Denizimizin etrafında yaklaşık 1 milyon 200 bin nüfus yaşıyor. Böylesi büyük bir nüfusun var olduğu bir coğrafyada, ne yazık ki ciddi çevresel tahribatlar ve sorunlar da beraberinde geliyor. Özellikle içinde bulunduğumuz bu ay, balıklarımızın göç, yumurtlama ve üreme dönemidir. Bu hassas ve mucizevi dönemde olmamıza rağmen, havzada ne yazık ki çözülmesi gereken ciddi sıkıntılarla karşı karşıyayız."

PLANSIZ YATIRIMLAR VE KONTROLSÜZ MADENCİLİK BÖLGEYİ KUŞATIYOR
Çevre koruma bilincinin sadece yerel değil, bölgesel bir bütünlükle ele alınması gerektiğini hatırlatan Zafer Çelebi, endüstriyel yatırımların doğaya zarar vermeden planlanması gerektiğini vurguladı:
"Bölgemizde; Diyarbakır Sarım Havzası'nda, Varto'da ve benzeri birçok alanda HES'lerin (Hidroelektrik Santraller) yarattığı etkiler ile Zilan Deresi'ndeki mevcut durum, plansız yatırımların doğaya ne denli ağır yükler getirdiğini gösteriyor. Yaygınlaşan kontrolsüz madencilik faaliyetleri de çevresel mirasımızı tehdit ediyor. VAN ÇEVDER olarak açık bir çağrıda bulunuyoruz: Çevre bizim geleceğimizdir, çocuklarımızın yarınıdır. Her bir bireyin ve kurumun bu sorumluluk duygusuyla, en üst düzeyde hassasiyet göstermesi bir zorunluluktur."
"DOĞA TİCARİ BİR META DEĞİLDİR": ÇEVRE BİLİNCİ EĞİTİMLE BAŞLAMALI
Doğal kaynakların sadece ekonomik bir kâr unsuru olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Çelebi, çevre bilincinin eğitimle ve toplumsal katılım ile kökleşebileceğini ifade etti:
"Doğaya ve çevreye asla ticari bir organizasyon, bir kâr mekanizması gözüyle bakılmamalıdır. Mutlaka toplumsal bir duyarlılık ve koruma refleksi geliştirilmelidir. Özellikle annelerin, kadınların bu bilincin yayılmasındaki rolü büyüktür. Çevre bilincini eğitim sistemimizin temel bir parçası haline getirerek kökleştirmeli ve geleceğimizi ancak bu şekilde güvenle inşa etmeliyiz. Bu Çevre Günü vesilesiyle herkesi bu yapıcı duyarlılığa davet ediyoruz."

"SU BİR YAŞAM HAKKIDIR": HAVZA BÜTÜNLÜĞÜ GÖZ ARDI EDİLEMEZ
Türkiye genelinde uygulanan bazı kalkınma ve kentleşme modellerinin su kaynakları üzerinde geri dönülmez baskılar oluşturduğunu söyleyen VAN ÇEVDER Başkanı Zafer Çelebi, iklim krizinin kapımızdaki en büyük gerçek olduğunu belirtti. Dere yataklarının imara açılmasının ve plansız kentleşmenin bu krizleri derinleştirdiğini ifade eden Çelebi, su kaynaklarının yönetimine dair şunları ekledi:
"Ülkemiz hızla su fakiri olma yolunda ilerlerken; göllerimiz kuruyor, yeraltı su seviyelerimiz alarm veriyor. Maalesef su yönetimi havza bütünlüğünden uzak, parçalı ve suyu metalaştıran bir anlayışla yürütülüyor. Unutulmamalıdır ki; su, tüm canlılar için temel bir yaşam hakkıdır, piyasa koşullarına teslim edilemez."
ÇEVRE DAVALARINDA YÜKSEK YARGI MALİYETİ ADALETE ERİŞİMİ ENGELLİYOR
Maden Kanunu’ndaki bazı düzenlemelerin ve formaliteye dönüşen ÇED süreçlerinin ormanları, meraları ve su havzalarını savunmasız bıraktığına değinen Çelebi, çevre davalarındaki ekonomik zorluklara da parmak bastı:
"Bugün yürütülen bazı kontrolsüz madencilik ve siyanürlü altın arama faaliyetleri yaşam alanlarımızı ciddi şekilde tehdit ediyor. Bu duruma karşı hukuki haklarını aramak isteyen sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar ise yüksek harçlar, bilirkişi masrafları ve yargılama giderleri nedeniyle adalete erişmekte zorlanıyor. Kamusal yararı ve doğayı korumayı amaçlayan çevre davalarının ekonomik gerekçelerle zorlaştırılması hak arama özgürlüğünü kısıtlamaktadır. Bu giderlerin kolaylaştırılması demokratik bir ihtiyaçtır. Karşı karşıya olduğumuz durum basit bir kirlilik değil, ekosistemin sistematik bir şekilde zarar görmesidir."

VAN ÇEVDER'den Çözüm Talepleri
Yarın kutlanacak olan Dünya Çevre Günü kapsamında, sürdürülebilir bir gelecek ve korunan bir doğa için acilen hayata geçirilmesini talep ettiğimiz maddeler şunlardır:
İklim krizini derinleştiren ve doğal dengeleri bozan politikalardan vazgeçilmesi,
Maden Kanunu’nda doğayı korumasız bırakan düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesi,
Zeytinliklerin, ormanların, meraların ve su havzalarının mutlak koruma kalkanına alınması,
ÇED süreçlerinin birer prosedür olmaktan çıkarılıp tamamen bilimsel ve bağımsız kriterlere dayandırılması,
Su kaynaklarının ticari bir ürün değil, kamusal ve yaşamsal bir hak olarak yönetilmesi,
Çarpık kentleşmenin önüne geçilerek dere yataklarının koruma altında tutulması,
Çevre davalarında sivil toplumun ve halkın adalete erişimini kolaylaştıracak mali kolaylıkların sağlanması,
Doğa üzerinde geri dönülemez yıkımlara yol açan faaliyetlerin, yani "Ekokırımın" hukuk sisteminde bir suç olarak tanımlanması.
"Bugün karşı karşıya olduğumuz bu tablo, hepimizin ortak sorunudur. Doğamızı, suyumuzu ve geleceğimizi korumak adına duyarlı tüm kesimlerle birlikte yapıcı bir diyalog ve mücadele içinde olmaya devam edeceğiz."



