Bazen ölümü hatırlamak, hayatın kıymetini anlamaya; bazen susmak, insanın kendi değerini korumaya; bazen de sabretmek, Allah’a olan inancını yeniden keşfetmeye vesile olur.
İnsan, hayatın telaşı içinde ne çok şeyi unutuyor…
Dünyaya gelişinin bir emanet, yaşadığı günlerin bir imtihan, sahip olduğunu sandığı her şeyin ise geçici olduğunu unutuyor. Malın, makamın, şöhretin ve dünyanın bütün güzelliklerinin bir gün geride kalacağını bile bile, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor.
Oysa ölüm, insana hayatın en büyük hakikatini hatırlatıyor.
Bir gün adımızın anılacağı, ardından duaların okunacağı, sevdiklerimizin gözyaşlarıyla uğurlanacağımız o son yolculuk geldiğinde ne kırdığımız kalpleri tamir etmek için bir fırsatımız kalacak ne de ertelediğimiz iyilikleri yapmak için bir günümüz…
İşte o zaman insan anlıyor ki hayat, sadece nefes alıp vermekten ibaret değilmiş.
Hayat; bir gönle dokunmak, bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının elini tutmak, bir mazlumun yanında durmak ve arkamızda güzel bir iz bırakabilmekmiş.
Ölümü hatırlamak, hayattan vazgeçmek değil; geride kalan ömrü daha anlamlı yaşamayı öğrenmektir.
BAZEN SUSMAK, KENDİNE SAYGIDIR…
İnsan yaş aldıkça değil, yaşadıklarından ders çıkardıkça olgunlaşıyor.
Bir zamanlar herkese kendini anlatmak, herkese haklılığını ispatlamak istiyor. Yanlış anlaşılınca üzülüyor, kıymeti bilinmeyince kırılıyor, vefasızlık gördüğünde gecelerce düşünüyor.
Sonra zaman geçiyor…
Anlıyor ki herkesin kalbinde kendine ayırdığı bir yer var. Kimi seni bütün samimiyetiyle severken kimi de varlığını yalnızca işine yaradığın sürece hatırlıyor.
Kimi senin bir tebessümünle mutlu oluyor, kimi de yaptığın onlarca iyiliği tek bir hatanla unutuyor.
İnsan en çok da değer verdiği insanlardan yara alıyor. Çünkü yabancının sözü bir an canını yakarken sevdiğinin sessizliği günlerce yüreğinde kalıyor.
Bazen bir teşekkür bekliyorsun, gelmiyor. Bazen bir vefa bekliyorsun, göremiyorsun. Bazen yıllarca yanında durduğun insanların, en zor gününde senden uzaklaştığına şahit oluyorsun.
İşte o zaman insanın içinde bir şeyler sessizce kırılıyor.
Fakat hayat bize bir hakikati öğretiyor: Her kırgınlık anlatılmaz, her haksızlığa uzun uzun cevap verilmez, her insana kendini ispatlamak zorunda değilsin.
Hatır bilmeyene sitem etmek yerine mesafe koymak, bazen insanın kendisine gösterebileceği en büyük saygıdır.
Çünkü susmak her zaman yenilmek değildir. Bazen kalbini daha fazla yormamaktır. Bazen huzurunu korumaktır. Bazen de insanın, kendisini anlamak istemeyenlere kendini anlatmaktan vazgeçmesidir.
Unutmayalım ki insanın değeri, başkalarının onu ne kadar anladığıyla ölçülmez.
SON SÖZ: ÖMRÜMÜZÜ İSRAF ETMEYELİM…
Sevgili dostlar…
Hayat kısa, dünya fani, ömür emanet…
Öyleyse kinle değil, merhametle yaşayalım. Kırgınlıklarımızı büyütmek yerine gönüller yapalım. Bize değer vermeyenlerin peşinde kendimizi tüketmek yerine, bizi sevenlerin kıymetini bilelim.
Ölümü hatırlayalım ki hayatı israf etmeyelim. Susmayı öğrenelim ki huzurumuzu koruyalım.
Çünkü bu dünyadan geriye ne malımız ne makamımız ne de öfkemiz kalacak. Geride, yaşarken bıraktığımız izler ve Rabbimizin huzuruna götüreceğimiz amellerimiz kalacak.