Son günlerde ülkemizde belediyelerde, kamuda ve son olarak gündeme gelen fon tartışmalarında ortaya çıkan iddiaları, soruşturmaları ve yaşananları gördükçe insanın yüreği sızlıyor.

İnsan ister istemez şu soruları soruyor:
Ne ara bu kadar savrulduk?
Ne ara harama bu kadar yaklaştık?
Ne ara kamu malını kendi malımız gibi görmeye başladık?
Ne ara birbirimizden şüphe eder hâle geldik?

Oysa bizim inancımızda kamu malının adı beytülmaldir.
Beytülmal, yetimin hakkıdır.
Fakirin hakkıdır.
İşçinin alın teridir.
Emeklinin alın teridir.
Çocuğun geleceğidir.
Bu ülkenin vergisini ödeyen milyonlarca insanın hakkıdır.
Kamu görevi, zenginleşme kapısı değil; emaneti taşıma sorumluluğudur.
Bir kuruşun bile hesabının sorulması gereken yerde milyonların, milyarların konuşulması hepimizi derinden düşündürmelidir.
Ama burada mesele sadece hırsızlık, rüşvet veya yolsuzluk değildir.

Asıl büyük kaybımız ahlaktır.
Çünkü ahlak yoksa makamın anlamı kalmaz.
Ahlak yoksa imzanın değeri kalmaz.
Ahlak yoksa denetimin önemi azalır.
Ahlak yoksa insan, kendisine emanet edilen parayı kendi parası sanmaya başlar.

Biz yıllarca çocuklarımıza “Haramdan uzak durun.” dedik.
Ama bugün çocuklarımızın gözleri önünde makam sahibi insanların yolsuzluk iddialarıyla anılması, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığının tartışılması ve insanların birbirine olan güveninin sarsılması, üzerinde çok ciddi düşünmemiz gereken bir tablodur.
Hırsızlığın küçüğü büyüğü olmaz.
Bir lira da emanettir, bir milyar lira da…
Kamu malından alınan küçücük bir menfaat bile aslında milletin cebinden alınmış bir haktır.
Bu nedenle Türkiye'de kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun; kamu malına ilişkin suç işlendiği tespit edilen herkes hukuk önünde hesap vermelidir.

Ancak bunun yolu öfkeyle değil, hukukla olmalıdır.
Soruşturma soruşturma olarak yürümeli, iddia ile kesinleşmiş suç birbirinden ayrılmalı ve hiç kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilmemelidir.
Fakat deliller ortaya çıktığında da makam, mevki, parti, güç veya çevre kimseye ayrıcalık sağlamamalıdır.
Ucu kime dokunursa dokunsun, hukuk işletilmelidir.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, kişilere göre değişen bir adalet anlayışı değil; herkes için eşit çalışan güçlü bir hukuk ve denetim sistemidir.
Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığının daha sıkı denetlenmesi, mal varlıklarının şeffaf biçimde izlenebilmesi, gelir ile servet arasındaki uyumsuzlukların etkin biçimde araştırılması ve yolsuzlukla mücadelede caydırıcı mekanizmaların güçlendirilmesi artık ertelenmemesi gereken bir meseledir.

Milletin Meclisi de bu konuda üzerine düşeni yapmalıdır.
Kamu görevine gelen herkes,
“Bu makam bana ne kazandıracak?” diye değil,
“Bu millete ne katacağım, bana emanet edilen emaneti nasıl koruyacağım?” diye düşünmelidir.
Çünkü makam geçicidir.
Para geçicidir.
Şöhret geçicidir.

Ama insanın arkasında bıraktığı itibar ve vicdan kalıcıdır.
Bugün yeniden kendimize dönüp sormamız gerekiyor:
Biz ne kaybettik?
Belki de önce ahlakı kaybettik.
Ahlakın geri çekildiği yerde rüşvet cesaret bulur.
Rüşvetin normalleştiği yerde yolsuzluk büyür.
Yolsuzluğun büyüdüğü yerde adalete güven azalır.
Adalete güvenin azaldığı yerde ise toplumun vicdanı yaralanır.
Bu yüzden mesele yalnızca birkaç kişinin yaptığı iddia edilen yanlışlar değildir.
Mesele, bir toplum olarak hangi değerleri çocuklarımıza bırakacağımızdır.
Biz çocuklarımıza daha büyük evler, daha pahalı arabalar, daha yüksek makamlar bırakmak zorunda değiliz.
Onlara temiz bir isim, helal bir lokma, adalet duygusu ve “Kimsenin hakkına dokunma.” anlayışını bırakabilirsek, en büyük mirası bırakmış oluruz.
Artık Türkiye'nin ihtiyacı yeni bir ahlak seferberliğidir.
Kamu malını kendi malımızdan daha hassas koruyacağımız, haramı küçümsemeyeceğimiz, rüşveti “işini halletmenin yolu” olarak görmeyeceğimiz, haksız kazancı başarı saymayacağımız bir anlayışa yeniden dönmeliyiz.
Çünkü mesele sadece devletin parasını korumak değildir.
Asıl mesele, devletin ve milletin vicdanını korumaktır.

Ve unutmayalım:
Bir ülkeyi sadece kanunlar değil, o kanunlara ihtiyaç bırakmayacak kadar güçlü bir ahlak ayakta tutar.
Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Adalet Bakanımızın, hukukun üstünlüğü ve kamu kaynaklarının korunması konusunda gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyor; kim olursa olsun, ucu kime dokunursa dokunsun, delili ve hukuki dayanağı bulunan her türlü yolsuzluk ve usulsüzlüğün üzerine kararlılıkla gidilmesini bekliyoruz.

Çünkü milletin beklentisi çok açık:
Adalet herkes için olmalı, kamu malı herkes tarafından korunmalı, hiç kimse makamının veya gücünün arkasına saklanamamalıdır.
Allah bizleri emanete ihanet etmekten, kul hakkına girmekten ve haram lokmadan muhafaza etsin.

Milletimizin hakkını koruyan, adaleti üstün tutan ve kamu malını namusu bilen insanların çoğaldığı, ahlakın yeniden hayatımızın merkezine yerleştiği bir Türkiye dileğiyle…