Bu dünyada insan bir yere gider ve orada yaşamın ritmi değişir. An yavaşlar, ruh başka türlü nefes alır. Eğer bu değişim insanın içine dinginlik veriyorsa, işte orası huzurlu bir yerdir; insanın tüm dertlerinden sıyrıldığı, cennet gibi hissettiren bir mekân…

Cennet dediğimiz şey aslında insanın kendi dünyasının dışında, ama yine kendi iç dünyasında keşfettiği bir huzur anıdır. Hiç düşündünüz mü? İnsan eliyle yapılan mimari ne kadar muhteşem olursa olsun, ona “cennet gibi” denmez; “güzel”, “iyi tasarlanmış” denir. Ama doğanın içinde yakalanan huzur için herkes aynı kelimeyi kullanır: Cennet gibi.
Çünkü insan, doğanın özünde bir parça olduğunu ancak doğanın içinde hisseder.

Yedigöller işte tam da böyle bir yer. Doğanın içinde, ruhunuzun derinliklerinde kendinizi bulabileceğiniz, kendinize ait bir cennet hissini yaşayabileceğiniz bir durak. İki kez gitme fırsatım oldu ve Bolu’nun en muhteşem yerlerinden biri olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Araçla yaklaşık bir saat süren yolculuk; köylerin içinden, yüksek yaylalardan, ormanlardan ve tertemiz havanın içinden geçerek sizi oraya ulaştırıyor. Yolun kendisi bile başlı başına bir macera. Doğanın kalbine doğru ilerliyorsunuz adeta…

Akan çeşmeler, sık ağaçlar… Öyle ki bazen güneşi görmek zorlaşıyor. Yeşil yaprakların yansıması göllere yeşilin en derin tonlarını veriyor. Her şey sessiz, her şey gerçek.

Benim tavsiyem: Bu görsel şöleni görmek için en güzel zaman Ekim sonu, Kasım başı. Yapraklar sarı ile yeşil arasında binbir tona bürünüyor; yere düşen yapraklar başlı başına bir doğa şöleni sunuyor. Her fotoğraf karesi unutulmaz, her an dingin bir hatıra bırakıyor insanda.
Bir gün yolunuz Bolu’ya düşerse, bir gününüzü mutlaka Yedigöller’e ayırın.
Kendinizle karşılaşacağınız bir gün olsun.

B2F6113B Af5F 4D63 Bae4 F2C7A1222F02 Kopya