“Hoş geldin Şehri Ramazan” yazısı, minarelerin arasına asılan mahyaların ışıltısıyla gökyüzüne nakşedildiğinde, şehir bambaşka bir çehreye bürünür. Ramazan ayı, sadece bir ibadet zamanı değil; kendine has bir ruhu, her sokağa yayılan ayrı bir telaşı ve manevi bir iklimi beraberinde getirir. İftar sofralarındaki o eşsiz bereket, sahur vaktinin huzurlu sessizliği, teravih namazlarının birleştirici gücü ve iftar sonrası sokaklara taşan Ramazan etkinlikleri, bu kadim atmosferin en hayati damarlarıdır. Bu etkinliklerin merkezinde ise yüzyıllardır halkı hem güldüren hem de düşündüren geleneksel Türk tiyatrosunun mihenk taşları yer alır: Hacivat-Karagöz ve Meddah gösterileri.

Bu köklü geleneği Van’ın kültürel dokusuyla harmanlayarak geleceğe taşıyan en önemli isimlerden biri, Van Kent Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Aziz Saydut’tur. Saydut, KSM Karagöz Kukla Evi ile Van’a sadece bir sanat merkezi değil, aynı zamanda yaşayan bir müze ve kültürel bir hafıza kazandırmıştır. Onun bu sanata olan tutkusu, sadece bir sahne performansından ibaret değildir; o, usta-çırak ilişkisinin o meşakkatli ve öğretici süzgecinden geçerek yetişmiş, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tescilli bir sanatçısı olarak bu bayrağı devralmıştır. Akademik bilgi birikimini, geleneksel yöntemlerin disipliniyle birleştiren Saydut, Karagöz’ün o meşhur "Hayal Perdesi"ni sıradan bir eğlence aracı değil, bir irfan mektebi olarak görmektedir.

Ancak ne yazık ki, her değerli hazinenin sahtesi türediği gibi, bu sanat dalı da liyakatsiz ellerin tehdidi altındadır. Ramazan ayları geldiğinde, ellerine sadece iki plastik Hacivat-Karagöz tasviri alıp sahneye çıkanlar, işin felsefesini, tarihini ve estetiğini bilmeden bu sanatı bir ticari kazanç kapısına dönüştürmektedir. Üç kuruşluk çıkarlar uğruna, asırlık bir sanatın içi boşaltılmakta ve izleyicinin, özellikle de çocukların zihnindeki "geleneksel sanat" algısı tahrip edilmektedir. Oysa Karagöz, sadece iki figürün birbirine vurmasından ibaret değildir; o perdede konuşan, bir milletin mizahı, dili ve toplumsal belleğidir.

Özellikle okullarda düzenlenen etkinliklerde, okul idarelerine ve ebeveynlere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Gösteri yapacak kişilerden mutlaka ehliyet, tecrübe ve resmi belgeler talep edilmelidir. Gerçek bir Karagöz gösterisi; dana veya deve derisinden (kösele) özenle kesilmiş, kök boyalarla renklendirilmiş şeffaf tasvirlerle ve geleneksel yardak desteğiyle icra edildiğinde gerçek değerini bulur. Işığın o deriden süzülerek perdeye yansıttığı renk cümbüşü, plastiğin donukluğuyla asla kıyaslanamaz.

Eğer bu sanatı, "naylon" gösterilere ve yetkin olmayan kişilerin ellerine terk edersek, kültürel kaybımız hızlanacak ve bu kadim miras yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Aziz Saydut ve onun gibi gönül verenlerin mücadelesi, sadece bir tiyatro oyunu sergilemek değil, bir milletin ruhunu perdede canlı tutma mücadelesidir. Sanatımızı korumak, onu ehil ellerden izlemekle başlar.