Çok acı çektik, yetmez mi?
Yüreklerimiz yandı yetmez mi?
Artık sorunların çözüm zamanı gelmedi mi? Geldi de geçti bile.
Peki nasıl yapmalı? Türkiye’de çözüm süreci barış yolunda ilerlerken, araya Suriye-SDG meselesi girdi.
Malumunuz olduğu üzere önceki çözüm süreci Kobani’de yaşanan gelişmelerden kaynaklı olarak bozuldu. Bu kez de Halep’ten kaynaklı olarak bozulmasın. Eğer bozulursa en az bir yıl 10 daha barıştan bahsedilemez.
Yine ölüm
Yine kan
Yine gözyaşı
Herkesin kaybedeceği bir çıkmaza girilir. Oysa daha önce yaşadık, yeniden aynı felaketleri yaşamayalım.
Bir kısır döngü içerisine girmeyelim. Bu işin en nihai yolu barıştır.
Türkiye’de Kürt sorununu çözülebilir noktaya getiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kutluyorum. Çözümün önündeki duvarları ve tabuları birer birer yıkan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi tebrik ediyorum. Bunun yanında barış çağrılarıyla önemli bir aktör olan Abdullah Öcalan’ın çabalarını da unutmamak gerekiyor.
Türkiye’de barış sürecine olan inanç hayli yükselirken, araya Suriye-SDG girdi ve mesele yine tehlikeli bir hal aldı. Çünkü dört ülkede yaşayan Kürtlerin birbirleri ile gönül bağı vardır. Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de yaşayan Kürtlerin birbirleri ile akrabalık bağları vardır ve bu yıllardır böyle süregelmekte.
Hal böyleyken Türkiye’de barış süreci yürütülürken, Suriye’de bir savaş durumu, beraberinde Allah korusun çok büyük sorunları getirebilir. Bir şekilde Suriye ile SDG arasında çıkacak bir savaş, kesinlikle Türkiye’deki barış sürecini yerle bir edecektir.
Bu açıdan, mutlaka ve mutlaka Türkiye’de silahlar susturulduğu gibi Suriye’de de silahlar susturulmalıdır. Türkiye’de büyük oranda başarılan güven ortamı Suriye’de de sağlanmalıdır. Ancak Suriye’de büyük bir güven sorunu var. Daha önce Dürzilere ve Nusayrilere yönelik yapılan saldırılarda çok sayıda kişi öldürüldü. Bu durumda Kürtler sıra bize geliyor düşüncesine kapılıyor. Bu nedenle silah bırakmak istemiyorlar.
10 Mart mutabakatı kapsamındaki entegrasyon meselesinde ise anlaşmaya varılacağı konuşurken, Halep meselesi ortaya çıktı. Halep’te iki Kürt mahallesinde çatışmalar başladı ve can kayıpları haberleri geldi. Yaklaşık bir hafta süren çatışmalar sonrasında SDG-YPG güçleri Halep’ten çıktı.
Şimdilik sular duruldu ancak bu durum Türkiye’de birçok olumsuz düşünceyi beraberinde getirdi. İnsanlar, “Süreç tehlikeye girdi, Türkiye Suriye ordusuna destek veriyor, Türkiye’de barış, Suriye’de savaş olmaz.” yorumları yapmaya başladı.

Özellikle sosyal medyada paylaşılan görüntüler, büyük tartışmalara neden oldu ve Kürt düşmanlığı olarak nitelendirildi.
Tekrar soralım, nasıl yapmalı?
Çözüm yolu belli. 10 Mart mutabakatında belirtildiği gibi SDG güçleri Suriye ordusuna entegre olmalıdır. SDG güçleri tüm ordu komutasında ayrım yapılmaksızın görev alabilmelidir. Polis gücü olarak da görevine devam etmelidir.
Yönetim meselesine gelince ülke genelinde ve SDG bölgesinde hangi siyasi parti seçimi kazanırsa o parti yetkililerine yönetim hakkı verilmelidir. Eğitim dili bölgede yaşayan halkın dili neyse Kürtçe, Arapça ve diğer dillerde olmalıdır. Başta Kürtler olmak üzere, tüm halkların hakları anayasal güvence altına alınmalıdır. Bu imkan tanınmalıdır.
Suriye Arap Cumhuriyeti demek zaten başlı başına bir sorundur. Çünkü Suriye’de sadece Araplar yaşamıyor. Araplar, Kürtler, Türkmenler, Dürziler, Nusayriler ve daha birçok halk yaşıyor. Dolayısıyla etnik yaklaşımla sadece Arapları görmek başlı başına bir hegomanya analayışıdır.

SDG Suriye ordusuna entegre olsun, tüm yönetim Suriye devletinde olsun, eğitim dili Arapça olsun denilirse, bu durum Türkiye’de yaşanan benzer acı olayları ortaya çıkaracaktır. Bu durumda Suriye’de her etnik grup, kendini kurtarmaya çalışacaktır ve bu da iç savaş demektir. On yıldan fazla yaşanan iç savaştan ders çıkarılamaması yeniden acı sonuçları doğuracaktır.
İşin özeti şudur ki:
Türkler, Kürtler ve Arapların birliği sağlanabilir.
Savaş kimseye kazandırmaz, barış herkese kazandırır.

Barış Hükümlerin Efendisi Olsun…