Sabahın ilk ışıkları ile uyanmıştı genç adam. Büyük bir heyecan sarmıştı bedenini. Duramıyordu yerinde, alelacele evden çıktı. Adımları onu götürmeliydi, beklenen sonuca. Genç adam, Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS)’ye girmişti.

Üniversiteyi kazanıp kazanmadığını öğrenmeliydi. Öyle ya bir yıl boyunca dur durak bilmeden ders çalışmıştı. Sözde lise mezunuydu ama daha çarpım tablosunu bilmeyen bir düzeydeydi. Ama bu onu yıldırmadı.

O Yılmaz biriydi.

Üniversiteyi kazanmış mıydı acaba? Oysa sonucu görmesi için paraya ihtiyacı vardı ama parası yoktu. Sonuçlar ÖSYM Gazetesi’nde yayınlanmıştı. Para verip gazeteyi alabilecek durumu yoktu..!

Yokluk…

Yokluğun gözü kör olsun.

Son çare rica etti, büfeciden.

Büfeci insaflı davrandı: Al sonucuna bak, sonra tekrar ver gazeteyi.

Bunun üzerine genç adam bir hışımla gazeteyi aldı ve ÖSYM öğrenci giriş numarasından adını bulmaya çalıştı ama ne mümkün. Bütün Türkiye’de sınava giren yüzbinler arasından adını nasıl bulacaktı. Bu, hayli zaman alacaktı ama çare yoktu bakmak zorundaydı. Yılların emeği, başarıya yansımış mıydı? İstediği üniversiteyi kazanmış mıydı?

Bir taraftan da inşaatta çalışıyordu ve işine gitmek zorundaydı. Zaman daralıyordu ama gazeteye bakmak zorundaydı. Numara sıralamasına göre adını bulmaya çalışıyordu. Bir taraftan sayfaları karıştırıyor diğer taraftan da ara ara büfeciye bakıyordu.

İçinden, “Umarım bana kızmaz” diye hayıflandı.

Sayfaları karıştırıyor ama bir türlü adını bulamıyordu, öyle ya o kadar çok öğrenci sınava girmişti ki. Ya adım varsa deyip sayfaları karıştırmaya devam etti.

Yazılar minicikti ve okumak o kadar zordu ki.

Sonunda.

O Yılmaz biriydi

Sonunda adını buldu ama defalarca teyit etme gereği duydu. İşaret parmağını hassas bir şekilde kutu kutu gezdirerek defalarca adının olduğunu gördü.

Bir kez daha

Bir kez daha

Son bir kez daha

Artık emin olmuştu genç adam. “Evet, bu benim ismim! Demek ki verdiğim emek boşuna gitmedi.” sözleri döküldü ağzından.

Çok mutlu olmuştu. Büyük bir sevinç sardı onu, yüzünden gülümseme eksik olmadı.

“Kazanmışım abi” dedi. Büfeciye. “Öyle mi haydi hayırlı olsun” dedi büfeci.

O gün güneş onun için bir başkaydı, hayat bir başkaydı, yaşamak bir başkaydı. Gece gündüz, sabah akşam demeden eski bir masada dirsek çürüten adam, emeğimin karşılığını almanın hazını sonuna kadar yaşadı.

Kolay mıydı ders çalışmak. Zordu! Okumak da okumak. Neydi o dersler öyle? Ne kadar çok ders ve konuları vardı? Nasıl çıkacağım tüm bunların içinden, nasıl üstesinden geleceğim? deyip duruyordu.

O Yılmaz biriydi.

Başaracağına inanıyordu, tüm şartları zorladı. Gözleri, elleri, yüreği ve tüm kalbiyle sarıldı çalışmaya. Gezmek, tozmak, oynamak, eğlenmek yok! Tek işi çalışmak oldu.

Çalışmak!

Çalışmak!

Çalışmak!

“Çalışan kazanır” diye boşuna söylenmemişti. Hedefi, hedefleri olmalı insanın. O hedef uğruna büyük emekler vermeli, vermeli ki zirveye ulaşabilsin. Zirveye çıkan yollar dikenli, karanlık, sisli, puslu, yağmurlu, karlı ve daha nice zorluklar…

Üniversiteyi kazanmıştı.

O Yılmaz biriydi

Barış Hükümlerin Efendisi Olsun…