ve gün geldi ayağı iyileşti ama çalışamadığı için pek bir harçlık topladığı söylenemezdi. Amelelikten kazandığı para ile büyükşehre gidecek otobüs bileti parası ve biraz da artan parası kalmıştı. Neyse ki babası devreye girdi ve üstünü tamamladı.
O Yılmaz’ın biriydi!
Genç adam, hayatında ilk kez idealleri uğruna yolculuk yapacaktı. Ne büyük hayalleri vardı, okuyacak öğretmen olacaktı. Büyük bir mutlulukla evden çıktı, artık yürüyebiliyordu. Masmavi gökyüzüne baktı genç adam. Bugün dünya ona çok daha güzel geliyordu. Yapraklar daha yeşil, ağaçlar daha ihtişamlı, başka bir serinlik veriyor gölgelikler, nefes alam daha güzel geliyordu genç adama. Mesela içi kıpır kıpırdı. Dünyalar onun olmuştu. Kimseler duymadan haykırdı genç adam: Kazandım!
O Yılmaz’ın biriydi!
Attığı her adım sanki onu geleceğe götürüyordu. Emin adımlarla ilerliyordu, öyle ya sonunda başarmıştı. Üniversiteyi kazanmak hiç kolay değildi. Öğrencilerin büyük bir çoğunluğu üniversiteli olamıyordu ama o olacaktı. Bin bir güzel düşünce sarmıştı bedenini, genç adamın. Acaba büyükşehir nasıl bir yerdi? Üniversite nasıldı? Çok merak ediyordu, kayıt tarihi yaklaşıyordu ama biraz daha sabretmesi gerekiyordu.
O Yılmaz’ın biriydi!
Varsın aksın saliseler, saniyeler, dakikalar, saatler. Güne evrilsin zaman gece gündüz kovalasın birbirini kovalasın da genç adam yaşasın hayallerini...! Öylesine dolaştı sokaklar, yüreği umutlarla, gönlü ferahlıklarla, kalbi mutlulukla doluydu. Akşamı etti, olsun bir gün daha geçsin, bir gün daha…
O Yılmaz’ın biriydi!
Derken o gün geldi çattı, artık bilet almanın zamanıydı. Heyecandan uyuyamamıştı ki genç adam, annesinin hazırladığı kahvaltıyı alel acele yaptı ve kendini dışarı attı. Mahallenin biraz yukarısında kalan otobüs firmasının yazıhanesine gitti. Aldı biletini.
Artık o bir yolcuydu. Bir hayat yolculuğuna çıkacaktı.
Umut yolcusu,
Sevgi yolcusu,
Kilometrelerce uzakta onu bekleyen yepyeni bir hayat yolculuğu.
O Yılmaz’ın biriydi!
Üst başını koyduğu bir çanta hazırladı annesi, biraz da yolluk. Al evladım, Allah yolunu açık etsin. Anne, baba, abla ve kardeşler… Tüm aile bireyleri bir araya gelmişti. Aileden ilk defa birisi üniversite kazanmıştı ve evden ayrılıyordu. Vedalaşma başladı. Tıpkı bir mektupta yazdığı annesinin, babasının ve ablalarının ellerinden, kardeşlerinin gözlerinden öptü. Hem de büyük bir özlemle. Bir yanı hüzün, bir yanı mutluluk kaplıydı.
O Yılmaz’ın biriydi!
Ailesinin gözyaşları arasından evden çıktı. Ev, bizim ev, çocukluğumun geçtiği ev. Ne yani şimdi ben büyüdüm de koca bir delikanlı oldum da üstüne bir üniversite kazandım da evimden mi ayrılıyorum? Demesiyle gözyaşlarının gömleğinin üzerine damlası bir oldu. Tutamıyordu gözyaşlarını, göz pınarları durmuyordu.
O Yılmaz’ın biriydi!
Belki de ağlamalıydı. Annesi için, babası için, ablaları için, kardeşleri için. Tüm hayatını geçirdiği evi için. Ders çalıştığı masası için, zar zor temin edebildiği kitapları için. Dirsek çürüttüğü emek verdiği günleri için. Ağla genç adam ağla, hiç bu kadar kıymetli olmamıştı ağlamak…
O Yılmaz’ın biriydi!
Bir taraftan ağlıyor diğer taraftan da gökyüzü mavisi renginde çantası ile hızlı adımlarla ayrıldı evinden. Taşıdığı sadece çanta değil umuduydu, öyle ya yıllarca o umutları yüreğinde taşımamış mıydı? Çok geçmeden vardı, yazıhaneye. Verdi çantasını muavine ve geçti yerine. Onu neler beklediğini düşünürken, muavinin sesine irkildi. ……. yolcusu kalmasın. Genç adam bu cümleyi umut yolcusu kalmasın diye düzeltti kendi kendine, gülümseyerek!
O Yılmaz’ın biriydi!
ve otobüs hareket etti. Tekerler döndükçe, evinden uzaklaştıkça sanki ideallerine yaklaşıyordu. Camın dikdörtgen çerçevesi kadar olmuştu dünya, o kadar küçülmüştü sanki. Büyüyen ne çok şey vardı yüreğinde, o küçücük cam çerçevesine sığmayacak kadar büyüktü tutkusu, genç adamın. Şehrin ışıkları ne kadar da güzel görünüyordu ama onun için geride kaldı bu şehir. Onu bekleyen yeni bir şehir, yeni bir macera bekliyordu.
O Yılmaz’ın biriydi!
Yolculuk yormuştu onu, uykuya dalan genç adam derin düşüncelere dalmıştı. Sabahın çok erken bir saatinde varmıştı, umudunun şehrine. Aman Allah’ım bu ne soğuk. Yeni bir şehir, hiç tanımadığı büyük bir şehir, yol yordam bilmeyen genç adam, önce anlamsızca çevresine bakındı durdu. Üniversiteye giden minibüs nereden kalkıyordu acaba?
O Yılmaz’ın biriydi!
Barış Hükümlerin Efendisi Olsun…