Türkiye siyasetinde bazı gelişmeler vardır ki, henüz ortada resmi bir açıklama yokken dahi hissedilir. Kulislere düşen fısıltılar, farklı şehirlerde birbirinden habersiz gibi görünen temaslar, aynı cümlelerin farklı ağızlardan tekrar edilmesi… tüm bunlar, çoğu zaman yaklaşan bir siyasi depremin habercisidir. Bugünlerde tam da böyle bir atmosferin içindeyiz.
Ankara’da, Diyarbakır’da, Van’da, İstanbul’da… farklı toplumsal kesimlerden isimlerin bir araya geldiği, uzun süredir devam eden ve dikkat çekici biçimde “sessiz” yürütülen görüşmelerden söz ediliyor. Bu görüşmelerin merkezinde ise iddialı bir fikir var: Türkiye’nin klasik siyasi ayrımlarını aşan yeni bir parti.
Bu iddialar sıradan değil. Çünkü konuşulan tablo, alışılmış parti kuruluşlarının çok ötesinde bir çerçeve sunuyor. Muhafazakâr çevrelerden aktörler, sol gelenekten gelen figürler, kendini yurtsever olarak tanımlayan bağımsız isimler, yerel dinamikleri iyi bilen ve sahada karşılığı olan kişiler… dahası, “liyakat” vurgusunun özellikle altı çiziliyor. Türkiye siyasetinde uzun zamandır eksikliği hissedilen bir arayışa işaret ediyor olabilir mi? Son yıllarda seçmen davranışına baktığımızda, ideolojik sadakatlerin zayıfladığı, kimlik siyasetinin yer yer yorulduğu ve geniş kitlelerin “yeni bir dil” aradığı açıkça görülüyor.
Ancak asıl dikkat çekici olan, bu sürecin yürütülme biçimi. Alışıldık siyasi çıkışların aksine, yüksek sesli mitingler, erken ilan edilen liderlikler ya da medya üzerinden yürütülen kampanyalar yok. Aksine, oldukça kontrollü, hatta bilinçli bir şekilde “görünmeden ilerleyen” bir hazırlık söz konusu. Yerelde yapılan temaslar, kanaat önderleriyle kurulan ilişkiler, küçük ama etkili toplantılar… tüm bunlar, bu oluşumun aceleci değil, hesaplı bir şekilde ilerlediğini düşündürüyor. Peki bu gerçekten yeni bir
“Türkiye Partisi” olabilir mi?
Türkiye’de daha önce de “herkesi kapsayan”, “yeni bir dil kuran” birçok siyasi girişim ortaya çıktı. Ancak bu girişimlerin önemli bir kısmı ya lider odaklı kaldı ya da kısa sürede eski siyaset alışkanlıklarının içine çekildi. Bu nedenle, bugün konuşulan bu yeni oluşumun en büyük sınavı, gerçekten farklı olup olamayacağıdır.
Bir diğer soru ise şu: Bu kadar farklı kesimi bir arada tutmak mümkün mü? Muhafazakâr, sol, yerel, yurtsever ve farklı toplumsal hassasiyetlere sahip aktörlerin aynı çatı altında buluşması teoride güçlü bir zemin sunar. Ancak pratikte bu çeşitlilik, doğru yönetilmediğinde en büyük kırılma noktası haline de gelebilir. Bu yüzden, bu oluşumun sadece “kimlerden oluştuğu” değil, “nasıl bir siyaset anlayışı kuracağı” belirleyici olabilir. Bu analizim Türkiye’de çalışması devam eden yeni bir parti arayışındaki çalışmaların varlığı için di;
Diğer taraftan, Kürt seçmenin konumu her zamankinden daha kritik bir noktaya taşınmıştır. Bölgede yapılan gözlemler ve kamuoyuna yansıyan değerlendirmeler, Kürt seçmenler arasında erken genel seçim beklentisinin giderek güçlendiğini ortaya koymaktadır. %50+1 dengesi ve ittifak siyaseti, Kürt oylarını belirleyici bir unsur haline getirirken; bu tablo bazı çevrelerde daha geniş kesimlere hitap edebilecek, dili ve söylemi farklılaştırılmış yeni bir siyasi yapı ihtimalini de tartışmaya açmaktadır. Öte yandan, yerel yönetimler üzerinden yürüyen tartışmalar ve özellikle kayyım uygulamalarının yarattığı siyasal ve toplumsal etkiler, yerel yönetimlerin halk ile ortaklaşamaması, Kürt seçmenin siyasal tercihlerini ve beklentilerini doğrudan şekillendiren önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Halkın tercihleri her geçen gün değiştiğini sahada çok net görmek gerekiyor. Halk kazanımlarının, yerel irade ile tartışmalarını da derinleştirmektedir. Bu durum, bölgedeki seçmenin siyasal sürece katılım motivasyonunu artırırken, aynı zamanda yeni arayışları ve alternatif siyasi söylemleri besleyen bir zemin oluşturmaktadır.
Ancak bu tartışmalar henüz somut bir girişime dönüşmüş değildir. Zaman zaman mevcut siyasi çizgiye yönelik eleştiriler dile getirilmekte ve “daha farklı bir siyaset mümkün mü?” sorusu kamuoyunda karşılık bulmaktadır. Buna rağmen, bu tartışmaların güçlü ve kitlesel bir yeni partiye everilebilmesi için gerekli toplumsal ve örgütsel zeminin şu aşamada oluştuğunu söylemek güçtür. Dolayısıyla bugün itibarıyla Kürt siyasetinde “yeni bir parti kuruluyor” denilebilecek net ve somut bir süreçten söz etmek mümkün değildir. Ancak Türkiye’deki siyasi ve hukuki şartların değişmesi halinde, bu ihtimalin her zaman gündemde kalacağı da açıktır.
Bugün için elimizde net olan tek şey, güçlü bir arayışın varlığıdır. Toplumda, mevcut siyasi dilin ötesine geçen, daha kapsayıcı, daha adil ve daha sahici bir temsil talebi giderek büyüyor. Eğer bu sessiz hazırlık gerçekten böyle bir talebe karşılık veriyorsa, önümüzdeki dönemde Türkiye siyasetinde ezberleri bozacak bir gelişmeye tanıklık edebiliriz.
Şimdilik sadece kulisler fısıldıyor.