Öncelikle kimseyi dinlemeyin. Çünkü dinlerseniz anlarsınız, anlarsanız çözüm üretmek zorunda kalırsınız. Oysa başarısız bir yönetici için en güvenli alan, sadece kendi sesini duymaktır. Ekibinize güvenmeyin. Her işi siz bilin, siz karar verin, siz kontrol edin. İnsanlara sorumluluk verir gibi yapın ama yetki vermeyin. Sonra da “kimse işini sahiplenmiyor” diye yakınmayı ihmal etmeyin. Hataları sahiplenmeyin. Başarı sizin olsun, başarısızlık başkasının. Kriz olduğunda görünmez olun, işler yoluna girdiğinde en öne geçin. Böylece güveni adım adım tüketebilirsiniz.
Adaleti esnetmeyi ihmal etmeyin. Performansa göre değil, yakınlığa göre karar verin. Asla objektif olmayın, liyakati ikinci plana atın. İnsanlar bir süre sonra neden çabaladıklarını sorgulamaya başlayacaktır. İşte tam da istediğiniz tablo. Geri bildirimden kaçının. Eleştiri duymayın, duysanız da kabul etmeyin. “Ben yıllardır bu işi yapıyorum” cümlesini kalkan gibi kullanın. Bu arada okkalı iftira atmayı da unutmayın. Öğrenmeyi bıraktığınız an gerilemenin başladığını fark etmeyin. Korku iklimi oluşturun. İnsanlar rahat konuşamasın, hata yapmaktan çekinsin, fikir beyan ederken iki kez düşünsün. Yaratıcılığı öldürmenin en hızlı yolu budur. Asla şeffaf olmayın.
Bilgiyi saklayın. Belirsizlik oluşturun. İnsanlar tahmin yürütmekten yorulsun, motivasyonları düşsün. Empati kurmayın. Herkesi sadece bir “iş gücü” olarak görün. İnsan olduklarını, duyguları ve hayatları olduğunu unutun. Ve en önemlisi: Kendinizi vazgeçilmez zannedin. “Ben olmazsam burası yıkılır” düşüncesi, çöküşün en hızlı başlangıcıdır. Çünkü yönetmek koltukla, liderlik ise güvenle ilgilidir. Başarısızlık çoğu zaman yanlışları yapmaktan değil, doğruları yapmamayı tercih etmekten gelir.
Vizyon belgesi mi? Gerek yok. Sizin sezgileriniz zaten Harvard Business Review’dan daha güçlüdür. Karar alırken veri kullanmayın. Çünkü veri sizi yanlış çıkarabilir. Ve yanlış çıkmak, bir üst yönetici için kabul edilemezdir. Yetki devri zayıflıktır. Kararlar sizden çıksın, uygulama başkalarından. Bir sorun çıkarsa: “Bana neden sormadınız?” Bir başarı gelirse: “Ben baştan söylemiştim.” Tutarlılık gereksizdir. Önemli olan merkezde kalmaktır. Objektif kriterler yorucudur. En iyisi, sizi en az rahatsız edenleri terfi ettirin. Yetenekli ama eleştirel çalışan mı var? Onu sistem dışına itin. Mediokrasiyi kurumsallaştırın. Bir süre sonra size yetki verilen alanların vasatlı olarak müzeye dönüşecektir.Başarısız olsanız bile, bahaneler üreterek karşınızdakileri ikna edin.
Kriz anında soğukkanlı olmak amatörlüktür. Asıl ustalık, paniği bulaşıcı hale getirmektir. Toplantıda ses yükseltin. Belirsiz konuşun. Yarım kararlar alın. Böylece hem güven kaybolur hem itibar aşınır. Her yıl “dönüşüm”, “yeniden yapılanma”, “vizyon 2026” gibi başlıklar üretin. Ama hiçbirini takip etmeyin. Strateji uygulandığında anlam kazanır. Siz uygulamadan yorulun. Sunumlar kalsın, sonuçlar kaybolsun.
Karşınızdakinde yarattığınız etkinin farkında olmak… Onun duygularını anlamaya çalışmak… Hatta bir adım daha ileri gidip olaylara onun gözünden bakmak… Ne gerek var? Bunların hepsi tehlikeli işler. Çünkü empati, insanın karşısındakine değer verdiğini gösterir.
Değer verdiğinizi hisseden biri de kendini önemli sanabilir. Aman diyeyim…
Birine kendini değerli hissettirmek gibi büyük bir sorumluluğu sakın üzerinize almayın. Çünkü bunun için çalışanınıza zaman ayırmanız gerekir. Gün içinde ya da yaşanan bir olayın hemen ardından ona ayıracak kaliteli bir beş dakikanız bile olmasın. Aman dikkat edin; gelişmesine sebep olabilirsiniz.
En iyisi tüm geri bildirimleri yıl sonu performans görüşmesine saklayın. O meşhur “kara kaplı defteriniz” de yanınızda olsun. Aylar öncesinin notlarını bir çırpıda dökün ortaya. Böylece çalışanınız neyi ne zaman, neden yanlış yaptığını tahmin etmeye çalışsın. Çalışanlarınız konuşurken mutlaka telefonunuza bakın. Toplantılarda sözlerini kesin. “Ben zaten biliyorum” cümlesini sık kullanın. Unutmayın: Dinlemek zayıflıktır. asla kimseyi dinlemeyin.
Başarı mı geldi? “Benim liderliğim sayesinde.” Hata mı oldu? “Ekip yeterince çalışmamış.” Sorumluluk almamak, başarısız yöneticiliğin temel taşıdır. Kararları kapalı kapılar ardında alın. Sebep açıklamayın.
Değişiklikleri son dakikada duyurun. WhatsApp gruplarınızda eksik yalan yanlış bilgiler yazın. Yazdıklarınızı çalışanlarınızın anlamamasına dikkat edin.
Aynı kişileri övün. Bazılarını sürekli görmezden gelin. Performans değil, kişisel yakınlık belirleyici olsun. Ekip içi güveni bozmanın en hızlı yolu budur. İyi yapılan işleri görmezden gelin. Sadece hataları büyütün. Toplantı ortasında eleştirin. Özgüven kırmak, uzun vadede çalışma performansını da kıracaktır. “Ben oldum” Ezım Ez deyin. Yeni fikirlere kapalı olun. Trendleri küçümseyin. Dünya değişirken sabit kalmak, geride kalmanın garantisidir. Ses tonunuzu yükseltin. Suçlu arayın. Kararsız kalın. Liderlik en çok kriz anında görünür, ya da görünmez. Başarısız bir üst yönetici olmak için aslında özel bir yeteneğe gerek yok. Egonuzu büyütün, empatinizi küçültün, sorumluluktan kaçın ve iletişimi koparın.
Tebrikler!
Artık İş alanınızın en büyük riski sizsiniz. Başarısız bir üst yönetici olmak zor değildir. Gerekli olan tek şey: Yüksek ego, iftira, düşük öz farkındalık, sorumluluktan kaçış, güce bağımlılık.
Ve en önemlisi, Kendi yarattığınız sorunu başkalarının çözeceğine dair sarsılmaz bir inanç.