Çok üzgünüz…
Ama bu, bildiğimiz türden bir üzüntü değil.
İçimize çöken ağır bir suskunluk, kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir kırılma hâli…
Bugün bir acının etrafında toplanıyoruz.
Kahramanmaraş’ta yaşanan o elim olay, sadece bir öğretmeni değil;
bir vicdanı, bir merhameti, bir siper oluşu da bizden aldı.
Ayla Kara…
Bir öğretmen…

Ama bundan çok daha fazlası…
Bir annenin şefkatiydi o.
Bir koruyucuydu.
Bir fedakârlık timsaliydi.
O, çocuklarının üzerine kapanmıştı.
Kendi canını değil, onların hayatını öncelemişti.
Bu yüzden onun adı artık sadece bir isim değil;
bir duruşun, bir ahlakın, bir insanlık dersinin adıdır.
Peki neyi, kimi suçlayacağız?
Liste uzun…

Eğitim sisteminden başlayabiliriz.
Yıllardır tartışılan ama bir türlü ruh kazandırılamayan o mekanik yapıdan…
“Değerler eğitimi” deyip, değerleri gerçekten yaşatamayan anlayıştan…
Sözde kalan ideallerden, içi doldurulamayan büyük hedeflerden…
Aileyi konuşabiliriz.
Zayıflayan bağları…
Yalnızlaşan çocukları…
Sınır koymaktan çekinen ebeveynleri…
Çocuğu merkeze koyarken, onu hayata hazırlamayı ihmal eden yaklaşımı…

Tam da burada durup şunu hatırlamak zorundayız:
Matematiğin öncülerinden Harezmi’ye sormuşlar:
“İnsan nedir?”
Şöyle cevap vermiş:
“İnsan güzel ahlaklı ise ‘1’ eder.
Yakışıklı ise yanına bir sıfır eklenir, ‘10’ olur.
Varlıklı ise bir sıfır daha eklenir, ‘100’ olur.
Soylu ve neseb sahibi ise bir sıfır daha eklenir, ‘1000’ olur.
Ama o ‘1’, yani ahlak giderse…
Geriye sadece değersiz sıfırlar kalır.”
İşte bugün yaşadığımız acı,
sadece bir olayın değil;
o ‘1’in zayıflamasının acısıdır.
Toplumu konuşabiliriz.
Şiddeti normalleştiren ekranları…
Hoyratlığı alkışlayan kültürü…
Öfkenin sıradanlaştığı bir dili…
Sosyal medyayı konuşabiliriz.
Kimlikleri şekillendiren, değerleri hızla tüketen o görünmez dünyayı…

Okulları konuşabiliriz.
Disiplinin “baskı” sayıldığı,
öğretmenin otoritesinin aşındığı bir düzeni…
Öğretmen-veli ilişkisinin sınırlarını kaybetmesini…
Hepsini konuşabiliriz…
Ama hiçbir cümle,
hiçbir analiz,
o son anın ağırlığını hafifletmez.
Çünkü mesele artık bir tartışma değil…
Bir kayıp.
Bir öğretmen, çocuklarını korumak için hayatını siper etti.
Bu, kitaplarda okuduğumuz bir kahramanlık değil;
tam ortasında yaşadığımız bir hakikat.
Ve biz…

Bu hakikatin karşısında susuyoruz.
Belki de en acısı şu:
Bu kadar çok sebep sayabiliyor olmamız…
Bu kadar çok sorun tespit edip,
bu kadar az çözüm üretebilmemiz…
Çünkü her şey söylendiğinde geriye şu kalıyor:
Bir öğretmenin sessiz fedakârlığı…
Ve bizim derin çaresizliğimiz.
Şimdi ne söyleyebiliriz?
Söz biter…

Yorumlar tükenir…
Eleştiriler anlamını yitirir…
Geriye sadece dua kalır.
Ayla Kara’ya…
Ve o masum çocuklarımıza…
Rabbim rahmetiyle kuşatsın.
Mekânları cennet olsun.

Geride kalanlara sabır,
toplumumuza ise ibret nasip etsin.
Çünkü bazen bir olay, sadece bir haber değildir…
Bir aynadır.

Ve o aynada gördüğümüz şey,
hepimizi derinden sarsacak kadar gerçektir.
#Kahramanmaraş #AylaKara