Yola çıktığınızda aslında sadece bir yerden bir yere gitmezsiniz; yol bazen hafızaya, bazen damağa, bazen de insanın içine dokunan sessiz anılara götürür sizi. Direksiyon başında geçen uzun saatlerin ardından, bazen bir mola tabelası sadece dinlenme işareti değil, yolun kalbidir. Benim yolculuklarımın kalbi ise Elazığ’dan Malatya’ya doğru giderken, Kömürhan Köprüsü’ne varmadan hemen önce atar. Çünkü orada, Pınar Kavurma vardır.
Yolun bu bölümünde, çevre yavaş yavaş geniş ovalara, dağların gölgesinde saklanmış köylere, rüzgârla sallanan kavak ağaçlarına dönüşür. Fırat henüz görünmez ama varlığını hissettirir; yeryüzünün derin bir nefes alışıdır adeta. Direksiyonun başında o derin nefesle birlikte, beden yorulur, ruh mola arar. İşte o anda Pınar Kavurma’nın tabelası göz kırpar size.
İçeri girdiğinizde ilk fark edilen şey, sadece kavurmanın kokusu değildir; insanın yüzüne çarpan sıcak bir samimiyet vardır. Yıllardır gittiğim için artık beni tanırlar. Ama aslında oraya ilk defa gitseniz bile, aynı sıcaklıkla karşılanırsınız. Çünkü burası sadece yemek yenilen bir yer değil, yolda olmanın anlamını hatırlatan bir duraktır.
Kiremitte servis edilen kavurma, tavadaki son çıtırtılarıyla masaya gelir. Dumanı henüz tüter, etin yağı kiremitte hafifçe fokurdar. Yanında bazen tandır ekmeği, bazen taptaze lavaş olur. Bir lokma alırsınız ve yol bütün ağırlığıyla üzerinizden kalkar. Ardından çay gelir; demli, sakin ve sohbet açan türden. Üstelik ne çaya, ne de termosunuza doldurulan çaya para almazlar. “Yola devam ederken lazım olur” derler. Bazen bir bardak çay, kilometrelerce yol arkadaşınız olabilir.
Kasadan çıkarken, küçük bir jest daha… Kananfille içi dolu güzel kokulu bir kolonya uzatırlar. Yakıcı değil, ferahlatıcı; sadece elinize değil, yol boyu hafızanıza işleyen türden. Kapıdan çıkarken o koku bile size “iyi ki durdum” dedirtir.
Yola yeniden revan olduğunuzda, artık hem yorgunluk, hem açlık, hem de mola hasreti bitmiştir. Yol biraz sonra sizi Kömürhan Köprüsü'ne getirir. Fırat orada bütün ihtişamıyla belirir; nehir değil, tarihin suskun bir anlatıcısı gibidir. Köprüden sonra Kale tarafında bir fotoğraf noktası çıkar karşınıza. Durmazsanız geçip gidersiniz, ama durursanız Fırat’ın sessizliğinin aslında bir ses olduğunu anlarsınız.
İşte yolculuğu anlamlı kılan bazen varış değil, mola verdiğiniz yerlerdir. Pınar Kavurma da benim yol hikâyemde sadece bir yemek durağı değil; yolculuğun hafızaya kazındığı bir hatıra durağıdır.

Bir gün yolunuz düşerse, sadece kavurmanızı yiyip çayınızı içmeyin. Mola verin, soluklanın, sohbet edin, belki biraz da dinleyin. Yolun sesini, kavurmanın kokusunu, Fırat’ın sessizliğini…
Yol, bazen sadece yoldur; bazen de sizin için yazılmış bir hikâye.