Bazı insanlar vardır; ömürleri bir parantez olsa da bıraktıkları iz, bir koca şehrin belleğine mühür olur. Ben bu satırları, hayata küçük bir “mim” düşmek, iyi olanı anmanın da bir ahlak olduğunu hatırlatmak için yazıyorum.
Van’da yıllardır tiyatro üretmek, emek vermek, sahne ışıklarını hiç söndürmemek… Bunlar dışarıdan bakıldığında romantik bir çabanın yansıması gibi görünse de aslında büyük bir inat, bir direniş, bir şehir sevgisidir. Özel tiyatro, bu topraklarda lüks değil; tam tersine, şehrin ruhunu ayakta tutan görünmez bir harçtır.
Çünkü özel tiyatro demek; kentin çocuklarının merakını, gençlerinin hayallerini eğip bükmeden büyütmek, onlara kendi şehirlerinde bir sanat yuvası açmak demektir. Bu görünmeyen okul, şehrin kültür damarını besleyen en kıymetli kaynaktır.

Tam da bu noktada bir isim, bir dönem, bir nefes hatırlanmalı:
Nuri Bekiroğlu.
Onun Kültür Daire Başkanlığı yaptığı yıllarda Van, kendi sesini kendi evlatlarının dilinden duydu. Kendi sanatçısını bağrına basan, kendi üreticisini sahnede görmek isteyen bir anlayış hâkimdi o günlerde. Bir şehir, kendi içinden doğan sese kulak verdiğinde büyür; işte o dönemde Van tam da bunu yaptı.
Nuri Bekiroğlu, Van’ın tiyatrolarına yalnızca kapılarını değil, kalbini de açtı. Sanat üreten her ekip şehir adına değerdi; kıymet bilir bir yaklaşım vardı. Ama o görevden ayrıldığında, tıpkı bir kuşun kanadının kırılması gibi, şehirdeki sanat rüzgârı da yön değiştirdi.
Dışardan gelen, gelip geçici gruplar için kapılar ardına kadar açılırken; Van’ın öz evlatları, bu topraklarda doğmuş ve bu topraklar için üretmeye devam eden sanatçılar, yavaş yavaş gölgede bırakıldı. Şehrin kendi sesi kısılırken, yabancı seslere fazla itimat edildi. Bunun ne anlama geldiğini tarih bir gün elbette yazacak; çünkü tarihin kalemi, gecikir ama hiç yanılmaz.
Oysa Van’daki tiyatro grupları bu şehrin belleğini, nabzını, hafızasını tutuyor. Çocuklarıyla, gençleriyle, seyircisiyle bu şehir için üretiyor, bu şehir için yoruluyor.
Ve tüm bu hikâyenin içinde bir isim
sessizce, ama çok derin bir iz bırakarak geçti:
Bir Nuri Bekiroğlu geçti bu şehirden…
Sadece bir daire başkanı değil; bir anlayış, bir zarafet, bir kültür iklimi olarak geçti.
Şehrin ruhuna dokundu, kalbine su serpti, belleğine bir not düştü.
Aradan yıllar geçse de bazı isimler eskimez;
çünkü doğru yürüyenlerin adı zamana dayanır.
Derler ya:
“At ölür nalı kalır, yiğit ölür namı kalır.”
Anlayana bir söz yeter;
anlamayana davul zurna az…