Uzun zamandır yazılarımı takip ediyorsanız bilirsiniz; hep yollardayım, hep bir faaliyet, hep bir sahne, hep bir keşif içindeyim. Bu kez yolum, tarih kokan sokaklarıyla, kadim şehir ruhuyla Elazığ’a düştü. Aziz’le Kültür Sanat için yaptığımız çekimlerle birlikte, tiyatro yolculuğumu da sürdürüyorum. Hem sahnenin ışığındayız, hem yolun ritminde, hem de tarihin tam kalbindeyiz…

Elazığ, yalnızca bir şehir değil; Harput’un torunu. Tarihi dört bin yıl öncesine uzanan bu topraklar, Urartulardan Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e birçok kültürün izlerini taşır. Harput, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan, kalesiyle, taş evleriyle, buz gibi su kaynaklarıyla ve türkülerinde saklı hikâyeleriyle yaşayan bir hafıza kentidir. Sadece taşla değil, hatırayla kurulmuş bir şehir…

Van Kent Tiyatrosu olarak çıktığımız turne kapsamında Elazığ, Şırnak ve Bitlis illerindeyiz. Bu turne, sadece oyun sergilemek değil; şehirlerle, insanlarla ve kültürlerle yeniden bağ kurmak anlamına geliyor. Sanatın yola çıkması, şehir şehir dolaşarak Anadolu’nun ruhuna dokunması demek. Van’dan Elazığ’a uzanan bu yolculukta “Bir İshaksın Bir Cemil” ile perdeyi açmak, ardından ikinci seans “Palto” oyunuyla Elazığ izleyicisiyle buluşmak… Anlatması kolay belki, ama yaşaması tarifsiz.

Elazığ’da sahne almak başka bir duygu. Burada seyirci yalnızca izlemiyor; oyunun içine karışıyor. Palto’daki fakir memurun derdini yüreğine alıyor, Bir İshaksın Bir Cemil’deki kahkahanın coşkusuna içtenlikle katılıyor. Alkış sadece kuliste duyulmaz; kalpte yankılanır. Tiyatro tam da orada nefes alır.

Elazığ, tarihinin yanı sıra kültürel zenginliğiyle de büyüleyici. Üzümü, öküzgözü ve boğazkere şaraplıklarıyla ünlü; çedene kahvesi, orcik (cevizli sucuk), içli köftesi ve tandır ekmeğiyle damakta kalıcı iz bırakır. Türkülerde adının geçmesi boşuna değildir: “Harput’un kızları, şekerden tatlı…” Çünkü Harput musikisi, klasik Türk müziğinin önemli kaynaklarından biridir. Ahmet Yesevi’nin nefeslerinden divan edebiyatına uzanan kadim bir ses dünyası taşır.
Ve Elazığ demek Harput demektir. Harput’a çıktığınızda şehir ayaklarınızın altına serilir. Harput Kalesi’nin taşlarında, Kürsübaşı geleneğinde, Ulu Cami’nin sessizliğinde zamanı duyarsınız. Rüzgâr sadece esmez; tarih fısıldar. Orada içilen bir çay ya da kahve, manzaradan öte, bu toprakların ruhuna bakmak gibidir. Yolunuz düşerse Harput’a mutlaka çıkın; hem şehri hem kendinizi daha iyi görürsünüz.

Sanat bir yolculuktur. Kimi zaman sahnede, kimi zaman sokaklarda, kimi zaman da Harput’un manzarasında…
Ve biz bu kültür-sanat yolculuğuna devam ediyoruz.