Epstein vakası, yalnızca bir skandalın adı değildir. O karanlık dosya, insanlığın tarih boyunca defalarca yüzleştiği helak sahnelerinin modern çağdaki yankısıdır. Gücün, paranın ve dokunulmazlığın ardına saklanmış bir çürümenin; en savunmasız olana, masum çocukların tertemiz varlığına yönelmiş örgütlü bir kötülüğün adıdır. Bu, münferit suçlardan ibaret değildir. Bu, insanlığın ortak vicdanına karşı işlenmiş kolektif bir cürümdür.

Jeffrey Epstein vakası, çıplak hâliyle bile küresel elitlerle iç içe geçmiş bir istismar ağını gözler önüne seriyor. Paranın, gücün ve dokunulmazlık kültürünün ördüğü bir koruma zırhı… Özgürlük, bireysellik ve haz söylemleriyle cilalanmış; fakat özünde sistematik bir ahlaki çürümeyi barındıran bir yapı. Bu yüzden Epstein’i bir “sapkınlık” vakası olarak değil; bir sistem ve medeniyet krizi olarak ele almak gerekir.

Nitekim bu dosya, giderek daha sık biçimde “Batı medeniyetinin çöküşünün sembolü” olarak kavramsallaştırılıyor. Kapitalizmin sınır tanımazlığı, ideolojik çürüme ve ahlaki çözülme gibi geniş çerçeveler içinde okunuyor. Çünkü mesele, bir kişinin karanlığı değil; onu mümkün kılan düzenin kendisidir.

Tarih bize şunu öğretir: Masumların ahı sessiz değildir. Zamanı geldiğinde sarayları titretir, imparatorlukları sarsar, kibirle yükselen güçleri yerle bir eder. Bugün o ah, Epstein adasının karanlığından yükselip Gazze’nin enkazları arasında yankılanıyor. Coğrafyalar değişiyor, aktörler değişiyor; fakat zulmün dili aynı kalıyor. Kurbanların gözyaşı, çocukların korkusu, annelerin feryadı ve insanlığın utancı hep aynı…

Bu mesele, sanıldığı gibi yalnızca küresel güçlerin kendi iç hesaplaşması değildir. Çok daha derin ve çok daha ürkütücü bir eşiğin tam ortasındayız. Bu, insanlığın aynaya bakmak zorunda kaldığı andır.

“Biz neye dönüştük?” sorusundan kaçamayacağımız bir vicdan muhasebesidir.
Çocukların istismar edildiği, masumların açlıkla, bombalarla ve bilinçli bir sessizlikle cezalandırıldığı bir dünyada; kötülük yalnızca zalimlerin eliyle büyümez. Ona göz yuman, susan, “bana dokunmayan” diyen her sessizlik, zulmün görünmez ortağı hâline gelir. En tehlikeli çöküşler tanklarla ya da füzelerle değil; ahlaki çöküşle başlar.

Bugün insan olmayı değil, yalnızca hayatta kalmayı önceleyen bir çağdayız. Merhameti, utancı, sorumluluğu ve insani değerleri birlikte kaybetmenin eşiğindeyiz. Eğer bu gidişata dur denmezse, yalnızca zalimler değil; onlara susarak alan açanlar, vicdanını erteleyenler de bu büyük felaketin altında kalacaktır. Çünkü adalet gecikebilir; ama asla şaşmaz. Mazlumun duası, er ya da geç, tarihin yönünü değiştirir.

Bu bir uyarıdır. Yalnızca iktidarlara, yalnızca kurumlara değil; insan kalabilmiş son vicdanlara yapılan bir çağrıdır. Ya şimdi ses vereceğiz, ya da yarın konuşacak bir zeminimiz, enkazın altından haykıracak bir nefesimiz bile kalmayacak.

Dünyanın farklı coğrafyalarında, insanlığın utanç hanesine kazınan karanlık suçlar işleniyor. Küçücük kız çocukları kaçırılıyor; bedenleriyle birlikte ruhları da paramparça ediliyor.

Güç, iktidar ve sözde “ölümsüzlük” arayışları uğruna, insan aklının ve vicdanının kabul edemeyeceği karanlıklara kurban ediliyorlar.Bu çocukların kanını içerek ölümsüz olacaklarına inanıyorlar. Bu, modern çağın üzerine giydirilmiş ilkel bir barbarlıktır. Teknolojiyle ilerlediğini sanan bir dünyanın, ahlakta nasıl dibe vurduğunun en acı kanıtıdır.

Zulüm tarihin her döneminde vardı. Ancak bugün kötülük, küresel bir ağın soğukkanlılığıyla; sistematik, pervasız ve çoğu zaman dokunulmazlık zırhı altında işleniyor. Belki de dünya, hiçbir dönemde bu denli örgütlü bir vahşete tanıklık etmedi. Asıl korkutucu olan ise bu suçların bilinmesi kadar, büyük bir sessizlikle karşılanmasıdır.

Çünkü kötülük çoğu zaman alkışla değil, sessizlikle büyür. Bugün susulan her çığlık, yarın hepimizin kapısını çalacak bir felaketin habercisidir. Artık mesele sadece zalimler değildir. Mesele, insan kalıp kalamayacağımızdır.

Ve tarih, eğer bu barbarlığa karşı ortak bir vicdan yükselmezse, bir kez daha aynı cümleyi yazacaktır:
Zulüm, yalnızca yapanları değil; görüp de susanları da mahkûm eder.