Bu yazıyı aslında çok daha önce yazmak gerekiyordu. Ama bazen insan, içinde bulunduğu sürecin içindeyken gördüklerini yazamaz. Çünkü hem duygular yoğundur hem de sözün yanlış anlaşılma ihtimali büyüktür. Aradan geçen iki yıl, bazı şeyleri daha net görmeyi sağladı.

Acaba ne eksik kaldı, kimler görünmedi, nerede susuldu… Bunları şimdi daha sakin ve daha adil bir yerden değerlendirmek mümkün. Bu yazı bir sitem metni değil. Bir hakkı teslim etme ve aynı zamanda bir eksikliği kayda geçirme çabasıdır.
2024 yerel seçimleri Türkiye siyasetinde yalnızca sonuçlarıyla değil, ortaya çıkardığı siyasi tabloyla da uzun süre konuşulacak bir dönüm noktası oldu. Türkiye’nin birçok yerinde dengeler değişirken, Van’da ortaya çıkan 14–0’lık sonuç sadece bir seçim kazanımı değil; aynı zamanda iyi planlanmış bir siyasi organizasyonun, disiplinli bir seçim güvenliği stratejisinin ve profesyonel bir mutfak çalışmasının sonucuydu.
Bu başarının merkezinde ise DEM Parti’nin seçim işleri yapılanması vardı. Seçim sürecinin görünen yüzü mitingler, adaylar ve meydanlardı. Ancak asıl belirleyici olan, çoğu zaman görünmeyen ve kapalı kapılar ardında yürütülen teknik hazırlıktı. Van’da seçim işleri komisyonu aylar öncesinden organize edildi. İlçelerin tamamında profesyonel bir koordinasyon kuruldu. Komisyon üyeleri günler süren eğitimlerden geçirildi. Bu eğitimlerde sandık güvenliği, seçim hukuku, itiraz mekanizmaları, tutanak düzeni, veri akışı ve kriz anlarında izlenecek yollar detaylı şekilde ele alındı.
Bu noktada, genel merkezde seçim sürecinin ana çerçevesini oluşturan, stratejik aklı kuran ve sahadaki yapılanmayı yönlendiren profesyonel öncü kişi ve kişilerin katkısını da ayrıca vurgulamak gerekir. Yereldeki organizasyonun başarısı, merkezde oluşturulan planlama, deneyim aktarımı ve doğru kadroların doğru yerlere konumlandırılmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu görünmeyen üst akıl, sahadaki emeğin doğru kanalize edilmesini sağlayarak, Van’daki sonucun ortaya çıkmasında belirleyici bir rol oynamıştır.

Van özelinde, sahada görev alan ekipler yalnızca sandık başında bulunmadı; aynı zamanda seçim sürecinin hukuki çerçevesini de titizlikle takip etti. Oyların sayımından tutanakların doğru şekilde tutulmasına, sandık sonuçlarının kayıt altına alınmasından ilçe seçim kurullarına yapılacak başvuruların zamanında ve usulüne uygun biçimde hazırlanmasına kadar her adım profesyonel bir disiplinle yürütüldü. Bu nedenle Van’daki 14–0’lık tablo, sadece siyasi bir rüzgârın değil; teknik olarak kusursuz sayılabilecek bir seçim organizasyonunun ürünüdür.
Bu başarı aynı zamanda koordineli ve disiplinli çalışmanın somut bir örneğidir. Farklı ilçelerde, farklı ekiplerin tek bir merkezden yönetilen ortak bir plan doğrultusunda hareket etmesi; bilgi akışının kesintisiz sağlanması ve her aşamada görev tanımlarının net olması, sürecin aksaksız ilerlemesini mümkün kılmıştır. Disiplinli organizasyon, sadece kriz anlarında değil, sürecin en rutin anlarında dahi kendini göstermiş ve bu da sonucun tesadüf değil, sistemli bir emeğin ürünü olduğunu ortaya koymuştur.

Ne var ki seçim sonrası yaşanan tablo, siyasetin klasik hastalıklarından birini bir kez daha gözler önüne serdi. Başarının gerçek mimarları çoğu zaman geri planda kaldı. Aylarca emek veren, seçim hukukunu sahada uygulayan, krizleri yöneten ve sandık güvenliğini sağlayan mutfak kadroları unutuldu. Sahne ise çoğu zaman sürecin yükünü taşımayanlara kaldı. Bu durumun sebepleri elbette çoktur; siyaset çoğu zaman emeği değil, görünürlüğü ödüllendirir. Ancak ilginç olan başka bir gerçek daha vardır. Van’daki bu seçim organizasyonunun değerini ilk fark edenler çoğu zaman kendi çevresi değil, Türkiye’nin farklı siyasi ve akademik çevreleri oldu. Seçim güvenliği üzerine çalışan hukukçular, siyaset bilimciler ve farklı partilerden birçok isim Van’daki seçim organizasyonunu örnek gösterdi. Birçok yerde “nasıl oldu da Van’da sandıklar bu kadar disiplinli bir şekilde kontrol edildi?” sorusu soruldu.

Başka bir ifadeyle, Van’daki seçim başarısının mimarları kendi içlerinde yeterince takdir edilmedi; fakat Türkiye’nin farklı kesimleri bu emeğin değerini teslim etti. Çünkü siyaset sadece sloganlarla değil, organizasyonla kazanılır, ve organizasyon, çoğu zaman görünmeyen insanların emeğiyle kurulur. Bugün Van’daki 14–0 sonucunu konuşurken, sadece siyasi atmosferi değil; o atmosferi yöneten aklı, planlamayı ve mutfakta çalışan kadroları da konuşmak gerekir. Çünkü gerçek başarı meydanlarda alkışlananlardan çok, sandık başında sabaha kadar tutanak tutanların eseridir. Seçim sonuçlarını müteakip mazbataların veriliş ve şekline kadar disiplinli çalışmanın eseridir. Ve bazen tarihe geçen sonuçların gerçek mimarları, en az konuşulanlar olur. Belki de bu yazının gecikmesinin bir nedeni de buydu. O gün söylenmeyenleri bugün daha sakin bir yerden ifade edebilmek… Şunu da inkâr etmemek gerekir ki, bu tabloya içeriden tanıklık etmek, siyasete bakışımı da değiştirdi. Emeğin görünmez kaldığı, yükün adil dağılmadığı ve hafızanın hızlıca seçici davrandığı bir zeminde kalmanın anlamını uzun uzun sorguladım.

İşini hakkıyla yapan insanın en belirgin özelliği, yaptığı işi bir karşılık beklentisine bağlamamasıdır. Minnetsiz oluş biraz da buradan gelir. Çünkü emek, gerçekten içten verildiğinde; karşılık, takdir ya da görünürlük ikinci planda kalır. Dik duruş dediğimiz şey de çoğu zaman böyle bir yerden beslenir. Kişinin menfaate göre değil, ilkeye göre hareket etmesiyle şekillenir.

Ama yine de bir noktadan sonra insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor:
Eğer yapılan iş görünmüyorsa, emek kayda geçmiyorsa ve sorumluluk ile takdir arasındaki denge sürekli bozuluyorsa, burada neyin sürdürülebilir olduğu yeniden düşünülmeli mi?
Şunu açıkça söylemek gerekir ki, siyasetten uzaklaşma kararımın arkasında tek bir neden yok. Bu karar bir anın değil, zaman içinde biriken gözlemlerin ve iç değerlendirmelerin sonucu. Ancak Van’daki bu deneyimin, o karar üzerinde önemli bir etkisi olduğunu söylemek de abartı olmaz. Çünkü insan bazen en çok emek verdiği yerde, en çok düşünmeye başlıyor. Yine de bu satırlar bir kırgınlığın ifadesi değil. Ne bir hesaplaşma, ne de bir sitem…

Daha çok, gecikmiş de olsa bir emeği görünür kılma, bir süreci kayda geçirme çabası. Belki de en doğru ifade şu:
Bu, hem kendime hem de o süreçte emek veren herkese karşı bir hakkı teslim etme meselesi. Çünkü bazı şeyler zamanında söylenmez. Söylenemez belki… Ama tamamen de susulmaz.

Ve bazen tarihe geçen sonuçların gerçek mimarları, en az konuşulan isimler olur.